1980'ler

Ablalar, Sevgililer ve Beyaz Diziler

1989 yazı. Dünyanın en keyifli rakı içen adamı amcam Müslüman olduğunu hatırlamış ve Umre’ye gitmeye karar vermiş. Pastanemizi babamla ortak işletiyorlar. O gidince babam yalnız kaldığından küçük ablamla beni kasiyer olarak dükkâna götürüyor. Sanırım küçük ablamla on beşer günden, bir ay çalıştık o yaz. Yazın zaten herkes tatilde olduğundan pek iş olmuyor. Babam tabii buna da güveniyor. Kendisi genelde aşağıda imalatta, biz de sabahın köründen akşama kadar kasanın başında duruyoruz.

On dört yaşında köyünü bırakıp İstanbul’a gelen babam için gayet olağan bir şey çalışmamız. Ayrıca matematiğimiz kuvvetleniyor.

Evde iki ablayla büyüyorum. O sıra biri on altısında, biri on dokuzunda. İkisinin de sevgilileri var. Ev libidodan uçuyor. Akşam telefonda sıra kavgaları oluyor: Ben konuşacaktım… Sen konuşacaktın. Annem evdeki âşık kızlarla baş etmeye çalışmaktan sinir sahibi olmuş. Ama akşam olup da apartmanımızda aynı yaşlardaki diğer kızlar da muhabbete gelince -ki hepsinin sevgilisi var- annem onların Fikriye ablası. Dert dinleyip derman oluyor.

İşte böyle bir ortamda on iki yaşındayım. Hayatta tek bir isteğim var: Sevgilimin olması. Hadi itiraf edeyim: Bir de öpüşmek.

Apartmanda böyle bir genç kız bolluğu olunca gelsin Beyaz Dizi’ler gitsin Pembe Dizi’ler… Sonraları Harlequin adıyla bilinen bu romanslarda konu hep belli, olgun esmer erkek, bakire genç kız, nefretle başlayan aşk, ufak ufak öpüşmeler ve sonra sevişme. Yanlış anlaşılmadan dolayı ayrılık ama sonunda hep mutlu son. Pembe olanlarda sevişme olmuyordu bazen, o yüzden onları pek tercih etmiyordum.

Gelelim benim Beyaz Dizi uzmanlığıma… Tabii kulak misafiri olduğum konuşmalarda öpüşmeler filan gırla olduğu için meraktan gizli gizli bu kitapları aşırıp okumaya başladım. Henüz iyi bir edebiyat okuru değilim elbet, ama çocuk klasikleri uzmanlığım var, polisiyede de başlangıç seviyesindeyim. Hep çok hızlı kitap okuyorum. Böyle böyle evdeki Beyaz Dizi’leri hatmettim, ama hafiften sıkılmaya da başlamıştım, hep aynı şey oluyordu.

Sonra yaz geldi, dükkâna gitmeye başladım. Çok sıkıldığımı fark eden babam beni Tarlabaşı Caddesi’nde bir eskiciye gönderdi bir gün, “Eski kitaplar var, al okursun.” dedi. Biraz para da verdi. Gittim. Bir de ne göreyim, evde hiç olmayanlardan, onlarca Beyaz Dizi. Tabii oranın müdavimi oldum. Babamdan gizli kasanın önünde tahta tabureme oturuyordum, hatta artık kitapların tamamını okumayı bırakmış, sadece sevişme sahnelerini okuyordum. Gerçi onlar da hep aynıydı ama n’aparsın sıkıntı işte.

O gün aldığım kitap bittiyse başlıyordum hayal kurmaya… İlk sevgilim kim olurdu, nasıl öpüşürdük… Aklımda hep Kadir İnanır’la Bruce Willis var ki ikisinin alakası yok. Birinin tipi öbürünün esprileri…

Sonra bir gün pastaneden içeri tepsisiyle bir çocuk geldi. Çay içer miymişiz? Babamı çağırdım hemen. Ortaya çıktı ki o da babasına yardıma gelmiş bir esnaf çocuğu. Benden birkaç yaş büyük, ama o yaz, dünyanın en yakışıklı çocuğu bence.

Ondan sonra benim sabah hazırlanmalarım daha da uzadı tabii, ne giyeceğimi düşünmekten geç kalıyordum. Artık eskiciye gidip Beyaz Dizi alırken görünmemem gereken biri daha vardı ve kimin hayalini kuracağımı biliyordum.

İşte böyle böyle benim on beş günlük mesaim, okuduğum ve eskicide değiş tokuş ede ede bitirdiğim onlarca Beyaz Diziyle birlikte sona erdi. Çaycının oğluyla günde bir kez karşılaşmamız, içtiğimiz çayların markalarını heyecanla vermem, yanaklarımı al basması da… Sanırım o pek benim farkımda değildi, olsundu.

O yazdan sonra Beyaz Dizi maceram sona erdi, bakire kız, olgun erkek çifti beni sinir etmeye başlamıştı.

Niye hep mutlu sondu ayrıca, hayat hiç öyle bir şey değildi?
Hâlâ bir sevgilim yoktu, ablamların vardı.
Hâlâ öpüşmemiştim, onlar öpüşmüştü.
Zaten onların memeleri vardı, benim daha memem de yoktu.
Ablalarla büyümek güzel ama zordu.


Editörün notu: Kadın okuyucuları hedefleyerek yazılan aşk romanları, çeşitli seriler halinde ve adlar altında, Türkiye’de de bir çok yayınevi yayımladı. Yayın hakları pek çok yayınevi tarafından alınmış gibi görünen romanlar arasında Pembe Dizilerin yayıncısı Ceylan Yayıncılık, Beyaz Dizilerin yayıncısı Gelişim Yayıncılık oldu. Kanadalı yayıncı Harlequin de Türkiye piyasasında yer aldı. Aşk romanı dizileri on yıllarca basıldı ama en çok 1980’lere damgasını vurdu. Uzunlukları 80-120 sayfa arasında değişen romanları sahaf sitelerinden bulmak hâlâ mümkün. Büyük bir tanıtım kampanyası ile tüm dünyaya yayılan dizilerle ilgili Türkçe’de yayımlanmış akademik çalışmaları yazı ve değerlendirmeleri bu yazının altında toparlayabiliriz.

Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Ablalar, Sevgililer ve Beyaz Diziler&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: