Şenlik yazarları olarak 8 Mart’ı birlikte yazalım dedik, bir araya gelip sözü söze ekledik…
Senem : Bütün kadınların bir valizi olsun. İçinde üç beş ihtiyaç, sevilen bir koku, mümkünse neşeli bir günün fotoğrafı… Neşeyi ve gitmeyi hep hatırlasın kadınlar, valiz kapının yanında dursun. İsterse iki sokak ötesindeki bir arkadaşına, isterse bir gece treniyle bilmediği bir şehre yapayalnız gitsin.
Verda : Yürüdüğü yollarda, geçtiği duraklarda, durduğu molalarda, bir bakış mesafesinde bilsin ki zor durumda olduğunda güç ve destek alacağı bir kız kardeşi var. Bilsin ki nereye giderse gitsin, yurdudur kadınlar birbirinin, evi hatırlatırlar. Gitmeyi ve kalmayı. Yaşamayı ve umudu.
Büşra : En yakınında mutlaka bir kız kardeşi olduğunu hep hatırında tutsun. Çünkü hatırladıkça daha sağlam oluyor adımlar, daha emin, daha cesur. Hatırladıkça aydınlanıyor tüm karanlık sokaklar, kız kardeşlerinin omuzlarında. Hatırladıkça çoğalıyoruz.
Şeyda : Bu yolculuğa hazır mıyım, bavula şunu koydum mu bunu unuttum mu diye tasalanma. Yanında yürüdüğün kadının çantasında yedek tarak, söküğünü dikecek iğne iplik vardır. Senin çantandaki mendil bir diğerinin gözyaşını siler. Arkandan gelen kadın hatırlamıştır sigarayı, çakmağı. Balkonunun altında soluklandığınız kadın, elinize bir iki bazlama, peynir, domates tutuşturur yolluk niyetine. Bir an fark edersin ki bir yere gitmiyoruz, kaçmıyoruz. Beraber yürüyoruz, yaşıyoruz bu sokaklarda. Bizim sokaklarımızda.
Ayşe : Sen dışarı kendini attın mı, tamammm. Evdekiler ne yapar ne eder diye de düşünme. İşten okuldan geldiklerinde aman nerede kalırlar, ne yerler diye kafanı hiçççç meşgul etme. Yıllarca emek emek taaa ilk yazdan düzdüğün kışlık hazınların yerine saysınlar boş verrrrrrr. Bağ çubuğu mu bunlar? Şimdiye kadar türlü tevirli önlerine konulup önlerinden kaldırılan sofralardan bir öğün mahrum kaldılar diye ortadan ikiye bölünmezler ya. Hem nasılmış iyice öğrensinler alışsınlar, cız diyecek yağdan evdeki çifte çubuğa kadar her şeyin hesabını tutmanın, yedikleri yemeğin hep birer iş olduğunu anlasınlar. Sen vur kendini yola. Yıllarca arşınladığın o sokakları, caddeleri bir de böyle yürü. Gündelik gailelerine yetişeyim derken hızlı hızlı döndüğün köşede çiçeğe duran bademe ya da mevsim yaza dönünce altından geçtiğin gül ibrişime bi’ bak, bi’ daha bak. Etrafındaki canlı cansız her şeyi bütünnnn o yüklerden kurtulmanın verdiği hafiflikle yeniden keşfet.
Cemre : Yolundan anca canın isterse vazgeç. Canın isterse otur, dur, soluklan, tersi yöne sap, sağda solda anlamsızca dolan. Keyfin isterse “Yürümüyom bee, size mi sorucam?” diye yat aşağı. Sana “O yol değil bu yol, şu doğru değil, bu doğru!” diye parmak sallayıp yola, hizaya sokmaya çalışan patronlara, sevgililere, kocalara inat… İnadına yürü üzerine üzerine her şeyin, Sabiha gibi… Öyle yapıyordu ya hani Sabiha, Vesikalı Yarim’in sonunda. Kameranın üzerine üzerine yürüyordu, bütün çerçeveyi kaplıyordu gözleri, kimse kaçamıyordu Sabiha’yla göz göze gelmekten. Kimse kaçamıyordu Sabiha’yı görmekten. Belki de Sabiha’nın kız kardeşleriyizdir biz de. Hadi Sabiha’nın cüreti, inadı, cesareti dolansın özgürce bizimle.
Meydanlarda çınlayan sesler, sesin sese çarpıp çoğalması…
Tuğba : “Umutsuz kaldığında bu kalabalığı hatırla” diye yazar bir 8 Mart pankartında. Feminist gece yürüyüşündendir o kadın kalabalığı. Şenlik ile olmak, Şenlik’te yazmak o kalabalık içinde kadınlarla kol kola yürümek anlamına geliyor benim için. Kapının yanında hazır olan bavulu her an alıp çıkabilme cesaretini alabiliyorum bu kalabalıktan. Paylaştığımız anılarla, duygudaşlıkla, yan yana, kol kola taşıdığımız bayraklarla kadından kadına bir yol Şenlik, yazılarımız ise yolculuğumuz.
Melike : Tüm şehirde, evde, okulda, işte korku içinde yaşadığımın aksine, 8 Mart alanında beraber bağırırken duyduğum o sıcak his, şimdi olduğum ve olduğumuza dair o geniş güven. Unutma ki gece karanlıktan korkarsak bu kenti ateşe verecek olanlar var. Artık korku yok, umut var.
Bizden öncekileri unutmadan…
Özlem : Özgürlük mücadelemiz yüzyıllardan bugüne uzanmış, ilmek ilmek örülmüş, büyümüş, sağlamlaşmış. Birbirimizden ve bizden önceki kadınlardan güç aldık. Bazen adım adım bazen sıçrayarak hep birlikte yürüyoruz. Sesimiz, gündüzleri, geceleri, sokakları, bütün kadınlar özgür olana kadar çınlatacak.
Sena : Öyle geliyor ki biz kadınlar mücadelemizi, dayanışmamızı bir sonraki kuşağa, bu yolun yeni yolcularına törensiz bir bayrak yarışıyla emanet ediyoruz. Koşu boyunca yıldan yıla kimi şeyler yolun ardında kalıyor, kimi şeyler ise o yoldan yıllarca sıyrılamıyor. Ama yine de, tüm olur’lara olmaz’lara rağmen birbirimizin avucuna bayrağı emanet ediyor, inatla koşuyoruz.
Sokaklar denizlere, denizler kentlere…
Ayşen : Elini tuttum Hediye Abla, titriyordun. Koca bir kalabalığın içindeydik. Bizi saran bu kalabalığı yeni tanıyordun, yeni tanıştığın bir dolu kızkardeşin vardı yanında. Karşında mavi deniz. Neden titriyordun anlamadım bir anda kaygılandım, ilk kez bir mitinge geldiğini söylemiştin ama korkmuş muydun sıcak mı kötü gelmişti? Kıyıdaki o şehirde denizi hiç görmeden uzun yıllar geçirdiğin aklıma gelmedi. Söyledin sonra “Kızım korkma ben bu suyun bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum. Heyecan bastı.” dedin, elimi iyice sıkı sıkı tuttun. “Güzelmiş” dedin. Saatler sonra arandım Hediye Ablayı, ellerinde simit ayran deniz kenarında ahiretliğiyle otururken buldum onu. Gözleri parlıyordu, denize bakıyorlardı, bizim bilmediğimiz dillerinde konuşuyorlardı. Mesut görünüyordu ikisi de. Ben de kalabalığımızın anlamını o gün Hediye Abla’nın bulduklarında bir daha buldum. Güneş o 8 Mart’ta yine çok güzel battı be!
Esra : Tanımasan da çaldığın kapı, denizde çok seken o yayvan taş, kırmızısına her sene hayran olduğun ve sevindiğin gelincik çiçeği Şenlik. Yastık kokuları, kuaför makasları, ayaz kokusu, emayede çiçekler, sen yazmasan da hop diye içinde bitiveren biricik hisler. Duvara vuran akşam güneşi, aynı koltukta oturmasak da birlikte gördüğümüz; Şenlik.
Işıl: Uzun süren bir hastalıktan sonra iyileşir gibi duydukların. “Şenlik’te okuyunca yalnız değilmişim, dedim.” Meydanlardan söz ediliyor, devredilen miraslardan, nerede başladı bu konuşma nereye gidiyor, sesin sese karışması bu, tanıyorsun. Bavullar ve yollar, akıp giden nehirler ve diplerindeki direngen çakıl taşları varlar, iyi ki varlar. “Aslında birbirimizin hikâyelerinin içindeyiz Şenlik’te.”
Melek : Belki kalabalığın ortasında, belki en ön sırada elinde bir pankartla, belki de tek başına ara bir sokakta… Kendi yolumuzu bulmak için birbirimize yol oluyoruz her adımda. Umudunu, cesaretini, ışığını kırmak isteyenlere sakın aldırma! Bak güneş parlıyor, çok güzel bir gökkuşağı çıkıyor tam karşımızda!
Okuduça yalnız olmadığını hissetmek, yazmaya cesaret etmek, yazdıkça ferahlamak, meydanda bağırır gibi, yükünü bırakır gibi, el ele tutuşur gibi.
Şenliğimizin büyüdüğü nice 8 Mart’lara!
Görsel Banu Akkalkan


Pingback: Şenlikli Yeni Yıllar - Şenlik