“Burası çok loş, ışıkları biraz açabilir miyiz?” diyerek garsona el etmiş kadın. Teyzem olur.
“Varsa bir çayınızı içeriz.” diye eklemiş diğer kadın. Annem olur.
Kuzenim tutturmuş “Size rakı ısmarlayacağım.” diye. İstanbul’daki meyhane fotoğraflarımızı görmüş, bir güzellik de ben yapayım şunlara demiş. Emekçi kız kuzenim, sabah yedi akşam dokuz. Alkol alınca dünyanın en tatlı insanı olur ve genelde evde olur.
İzmir’de bizimkileri rasgele bir mekana götürdüğünde ne loş ışıktan ne yan masaya gelen alevli meyve tabağından ne de garsonların uzaylı görmüş misali bakışlarından hiçbir şey anlamamış buralarda emek emek meyhane gezdirdiklerim, canlarını sevdiklerim. Biri çay istemeye biri loş ışığı değiştirmediler diye sitem etmeye devam etmiş.
Şişede durduğu gibi durmaz, bilirsiniz. Bir süre sonra annem ve teyzemin Facebook sayfasında bir şölen başladı. Kırmızı perde dekoruna kadar tastamam bir ortamdan geliyor fotoğraflar. “Yine mi güzeliz, yine mi çiçek!”ler, “Beyleri ektik geldik!”ler gırla.
Nihayet herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak fotoğraflar da geldi. Kadraja delici bakışlarıyla girmiş arka masada demlenen iki abi, bir anne, bir teyze, bir de fıstık gibi kuzen. Facebook’ta cem-i cümle, bilumum akraba.
Sonradan öğrendik ki tecrübeli esnafımız kendi habitatında olmadığı için yavru ceylan gibi gözüken bizim süpürgesi gizlilerin süpürgesini görmüş. Saygıda kusur etmemiş. Hatta bizimkilerdeki potansiyeli farkedip arka masadaki delici bakışlara da usulünce bir ayar vermiş. Takriben sekizinci çay talebinden sonra da “Yine bekleriz ama çay isteyip durmayın, ışık da bu.” diyip göndermiş bizim süpürgelileri.
Ne olabilirdi? Neyin olmasından bu kadar korktum da can havliyle annemi arayıp fotoğrafları kaldırttım?
Arka masadakilerin aklına bir temiz gömlek ve kravatla ne kadar da makul gözükebilecekleri gelebilirdi misal. Yahut gecenin bir yarısı üç tane kadının alkollü bir mekanda eğlenirken haklı olmak için ne kadar mücadele etmesi gerekeceği akıllarına düşebilirdi. El kiriydi, kuyruk sallayandı, rızaları vardı, rızaları vardı, rızaları vardı… Ağabeyler, evdeki kocalar, yetişkin oğullar da cabasıydı. Haklıydım korkmakta.
Evet, belki sabaha kadar sürecek muhabbetin içine turp sıktım, en sevdiğim kadınların neşesini böldüm, işkillendirdim. Fakat keşke gecenin sonu ile ilgili aklıma düşen en kötü ihtimal dişe diş bir kavga ve karakol olsaydı… Ellilerinde emekli iki kız kardeşin, yeğenlerinin gençliğini de yanlarına alarak pavyonda iki densizi dövdüğü bir karakol anısı kim bilir ne kadar eğlenceli olurdu! Yazık oldu güzelim anıya.
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.


“Loş Işıklar&rdquo için 1 yorum