Uzun zamandır tanışıyoruz, 1942 doğumlu. İsmi Rita, Alman. Zaman zaman bana çocukluğunu, gençliğini anlatır. Ben ise en çok ellili yıllardan bugüne bir kadın olarak neler yaşadığını, hayatında nelerin değiştini sorarım. Anlattıkları, zaman içinde biriktikçe değişimlerin hem yavaş hem hızlı, hem beklediğim hem beklemediğim şeyler olduğunu gördüm. Sözü ona bırakayım:
“Her genç kız gibi biz de eğlenmeyi, flört etmeyi severdik ama o zamanlar şartlar bambaşkaydı. Küçük bir köyde büyüdüğüm için imkânlar sınırlı idi, elimde olsa şehirde büyümek isterdim. Kışın akşamları hava karardığında evde olmak zorundaydık, yazın ise en geç saat yedide. Eğer dansa gidersek saat ona kadar izin verirlerdi. Ulaşım yürüyerek ya da bisikletle, bir de seyrek gelen otobüs vardı. En son otobüsün saatine göre dönmek zorundaydık. Anne babalarımız her zaman ‘Sakın hamile kalıp karşıma çıkma!’ derlerdi. Küçükken neden öyle dediklerini anlamazdık, büyükler bunu anlatmadı, okulda da bişey öğrenmedik, büyüyüp fark ettikçe anladık.
Evlenmeden önce bir cinsel hayatım olmadı benim, olduğunda da gizli tutulurdu. Aslında gerçek bir flörtüm de olmadı, yani bana âşık olduğunu bildiğim bir çocuk vardı ama bana açılmadı zaten. O zamanlar kızlı erkekli grup halinde gezer, okula birlikte gider dönerdik, o kadar. Köy küçük yer olduğu için bir kız ve bir erkek nişanlandığında herkes onları bilirdi. Hiç unutmam, nişanlısından ayrılan bir kız arkadaşımın yıllarca dedikodusunu yaptı köydeki insanlar. En sonunda köyden taşındılar. Küçük yer olduğu için herkes birbirinin hayatını bilirdi. Mutlaka evlenmek, ev kurup o topluma uyum sağlamak gerekiyordu. Şimdiki gibi evlenmeden aynı evde beraber yaşanmazdı, olmazdı öyle bir şey. Evli olmayan çiftlere ev kiraya verilmezdi. Kızların erkeklerle konuşması, tanışması, dansa gitmesi, okula gitmesi normaldi ama sonunda evlilik olmalıydı. Kendi başına yaşayan bekâr bir kadın yok yaşıtlarım arasında. En yakın arkadaşım Margot evlendiğinde hamileydi, bu büyük bir sorun olmadı çünkü o çocukla evlendi zaten. Çocuklu yalnız kadınlar, sadece kocası ölenlerdi. Ayrılmak boşanmak da yoktu, yani ben etrafımda ayrılan kimse hatırlamıyorum. Dul kalanlar da mümkünse evlenirlerdi ama çoğu kadının çok çocuğu olduğu için evlenme şansı da yoktu. Değişti her şey zamanla.
Köyde ilk defa kendi yaşıtım kızlar arasında ben ehliyet aldım, 1960 yılı, düşünebiliyor musun herkes babama ‘Neden buna izin verdin?’ diye sordu. Bir kadının araba kullanması tuhaf karşılanıyordu, oysa ben o kadar sevdim ki araba sürmeyi, şehirler arası, uzun mesafe, ta ki gözümde sorun olana kadar uzun yıllar severek araba kullandım. Zamanla kadınlar çalışma hayatına girdikçe değişti bakış açısı. Annelerimiz sadece evde bahçede çalışırlar, çocuklara bakarlardı, ki o zamanlar en az dört beş çocuk olurdu bir ailede. Sonra bizim kuşağımız bürolarda, fabrikalarda çalışmaya başladı.
Karısını ya da kızını döven değil ama kötü ve sert davranan erkek çoktu o zamanlar ve asla ev işlerine yardım etmezler, asla bebek arabası ile çocuk gezdirmezlerdi, bu alışılmamış bir şeydi. Ben 21 yaşında evlendim, âşık oldum mu? Şu günkü aklımla düşününce evlenmesem de olurdu. Kocam benden yaşça çok büyüktü. İyi bir mesleği ve geliri vardı. Kızlar da, erkekler de evlenecekleri insanı kendileri seçerdi, aileler buna karışmazdı. Nişan, düğün gibi büyük törenler yapılmazdı. Basit küçük eğlenceler sadece. Biz de, belediyede ve kilisedeki törene ailemiz dışında kimseyi çağırmadık, haber de vermedik. Gelinlik değil ama şık bir kostüm giydim ben. Ertesi günü kocaman bir gemiyle 6 hafta yolculuğa çıktık. Balayımız o gemide geçti ama çok çok sıkıcı idi. Yolcuların çoğu yaşlı ve klasik insanlardı, her akşam uzun şık elbiselerle yemeğe inilirdi, bana göre değildi. Bu sıkıcı balayında hamile kaldım (burada gülüyor) ve yirmi bir yaşında anne oldum.
Kocam çalışmamı istemedi, zaten onun geliri yeterliydi, ben de ev kadını olarak kaldım. Ama çalışıp para kazanarak hayatını sürdüren çok arkadaşım var. Emekli oldular şimdi, daha çok büro işlerinde çalıştılar, mimar olmak isteyen bir arkadaşım vardı, çok istiyordu ama kadınlara uygun değil diye ikna ettiler onu, bankacı oldu. O zamanlar öyleydi.
Bizim yaşıtlarımız içinde çocuk doğurmamayı tercih eden çiftler oldu, kimisi çok çalıştığı için, kimisi gezmeyi sevdiği için çocuk sahibi olmadı. Ayıp bir şey değildi bu. Ben çocukları çok sevdiğim için, isteyerek anne oldum. Ama ev kadını olmak istediğim bir şey değildi aslında. Ev kadını olduğunda her zaman hizmet edersin, çocuklara, kocana bakıcılık işte. Benim hayatım öyle geçti, kocam bir yumurta bile kıramazdı.
Oğlum öyle değil, çocuklarına bakar, yemek yapar, karısı çalıştığı için evin işlerini yarı yarıya yaparlar. Kızım evlenmedi hiç, beraber olduğu erkekle aynı evde yaşıyor, çocuk da doğurmadı, bunu istemedi. Benim için çok normal, neden doğurmak zorunda olsun ki? Bazıları iş hayatında kariyer yapmak isteyebilir. Bazıları da evlenmeden çocuk sahibi olabilir, zor olur ama eğer öyle istiyorsa ne diyebilirsin ki? Şimdiki gibi olsaydı şartlar ben de kesinlikle evlenmezdim. Ama çocuk sevdiğim için doğururdum, tabii şart da değil. Çocuklarımız bizden bambaşka, torunlarımız daha da başka. Bu değişimi güzel buluyorum, erkeklerin değişmesini kadınların özgürleşmesini çok beğeniyorum neden eşit haklara sahip olmasınlar ki?”
Anlatan: Rita
Yaş 82
Görüşmeyi yapan: Senem Esen


“Hem Yavaş Hem Hızlı&rdquo için 1 yorum