Sevgilimle o kadar uzun süredir birlikteydik ki ya evlenecek ya ayrılacaktık, birinciyi seçtik. Bunu dillendirmeye başladığımız sıralarda mis gibi yeni sevgili yapmış küçük ablam jet hızıyla evlenme planları yaptı ve ne yaptı ne etti, küçük kardeşim benden önce evlendi dedirtmemek için çiçeği burnunda sevgilisiyle kış mevsiminin ortasında, benden altı ay evvel evleniverdi.
Benim planlarım belliydi, o yüzden bu öne geçme beni çok etkilemedi, sonuçta abla yani. Altı ay anne babamın evinde tek çocuk olmanın tadını çıkardım. Sonrasında da evcilik oynar gibi birbirimizin evine gidip gelmeye başladık.
Meğer küçük ablamın bu tip konularda nasıl bir gaza gelme ve harekete geçme motivasyonu varmış da bilmiyormuşuz. Yaşayarak öğrendik. Hemen birkaç yıl sonra.
Çocukları pek sevmediğimden ama yine de bir çocuğum olsun istediğimden erkenden doğurmak ve otuzlarımda normal hayatıma geri dönmek istiyordum. Evlendikten iki yıl kadar sonra doğum kontrolünü bıraktım ve âdetlerimin düzensiz olması sebebiyle jinekoloğa gittim. Üç kız kardeşten bu derece düzensiz âdet gören sadece bendim ve anneme göre bu elbette ki halama çektiğim içindi.
Aileyle günlük konuşmalarımız arasında jinekoloğa gittiğimi, her ay yumurtlamamın kontrol edileceğini söyledim. Benim on beş yaşımda teyze olmamı sağlayan ve yıllardır teyze olma hasretiyle yanıp tutuşan büyük ablam çok heyecanlandı, küçük ablam sessiz kaldı, annem zaten iki torunu olduğu için olayı çok da abartmadı. Babalar zaten en son duyardı, ona bir şey denmedi.
Üçüncü ayda yumurtlamam düzelmiş, denemeler olumlu sonuçlandı mı acaba diye gün sayarken, küçük ablamdan bir telefon geldi. “Benim çocuğum seninkinin küçülmüşlerini giymeyecek, senin çocuğun benimkinin küçülmüşlerini giyecek.” dedi. Bilmece gibi tınlayan bu cümleyi en sonunda çözdüm ve “Hamile misin?” dedim. “Evet” dedi. Şaşkınlıktan tebrik ettim mi etmedim mi hâlâ bilmiyorum. Ben doktor kontrolüne giderken o yine “küçük kardeşim benden önce doğuramaz” deyip jet hızıyla harekete geçmiş meğer.
Bir hafta sonra bir müjdeli haber de benden geldi. Bir hafta arayla hamile kalmışız. Babam yeni torunlar geleceği için son derece heyecanlıydı. Çifte teyze olacak büyük ablam mutluluktan ağzını kapatamıyor, mütemadiyen gülüyordu. Annem birkaç kez “İnsan bir konuşur, ayarlar, aralıklı yapar.” diye söylendiyse de genelde yüksek sesli söylenmeler değildi bunlar.
Peş peşe aldığımız cinsiyet haberleri, peş peşe büyüyen karınlarımız, memelerimiz, aldığımız kilolar, her gün konuşup sende şöyle oldu mu, böyle oldu mu sorgularımızla açıkçası çok eğlenceli bir gebelik süreci geçirdik.
Küçük ablamın da benim de hesaplamadığımız bir şey vardı, gebeliğimizin son ayları yaza denk geliyordu. Bu konu bizi biraz zorladı. Temmuz ayında ikimiz de annemlerin yazlığına gittik. Büyük ablamla çocukları da geldi. Babam hayalini kurduğu yuvasının bu denli kalabalıklaşmasının sevinciyle sürekli bize bir şeyler yedirme derdindeydi. Annem oradan oraya koşturuyor, ilk torunlarını ihmal etmemeye çalışıyor, büyük ablam mütemadiyen gülüyordu.
Öğleden sonra kavimler göçü gibi plaja gidiyor, yine akşam üzeri aynı şekilde dönüyorduk. Küçük ablamın karnı benimkinden çok daha büyüktü. Suda sırt üstü yatıp kiminki daha çok dışarıda kalıyor gibi yarışlar yapıyorduk, bilindiği üzere gebelikte iq’lar biraz düşebiliyor. Biz denizdeyken yazlığın tüm çocukları karınlarımıza bakıp kikirdiyor, koşup bizi annelerine gösteriyorlardı.
Denizden eve yürürken biz kervanın en arkasında kalıyor, artık yedinci ayını süren bebelerimizle bir sağa bir sola sallana sallana yürüyorduk. Bizi gören komşular “Koşun, koşun geçiyorlar.” diye balkonlara doluşuyordu. Milenyumun başında ortalıkta mayolu, bikinili gebe görmek pek olası değildi, karınlarımız dışında başka şeyler de ilgi çekiyordu.
Annemlerin yazlığından kilolarımızı alıp karınlarımızı daha da büyütüp sekizinci ayımızda artık terk etmemiz yasak olan İstanbul’a döndük. Son ayımızı çoğunlukla benden daha rüzgârlı bir semtte oturan küçük ablamın evinde, vantilatör karşısında çirkin hamile elbiselerimizi sallayıp serinlemeye çalışarak geçirdik. Çok bunalırsak yakınlardaki 3M Migros’a gidiyor, şarküteri ve et reyonlarında dolaşıyorduk çünkü en serin yer orasıydı, evlerde klima akla gelen bir şey değildi henüz.
Dört gün arayla doğurduk. Küçük ablamın hiç susmadan ağlayan kızıyla benim emmeyi beceremeyen oğlum mecburen süt kardeş oldu. Biz yine sürekli birlikteydik çünkü bebekle yalnız kalmak çok sıkıcıydı. Düşmüş iq’larımız, bebeklerle ilgili kaygılarımız ve tüm beceriksizliğimizle ortalarda dolaşıyorduk. Babam klasik bir dede olarak sadece sevme görevini ifa ediyordu. Annem kimin evinde uyandığını şaşırmış bir vaziyette, dağılmıştı. İlk iki torun, gebeliğimizde pek eğlenseler de, doğunca hiç de eğlenceli olmayan bu bebeklerden hazzetmemiş, üstlerine kuma gelmiş gibi karalar bağlamışlardı. Büyük ablam çifte teyze olmanın verdiği gururla yedek kuvvet olarak koşturuyor, mütemadiyen gülüyordu.
Üç ay sonra küçük ablamın bilmece gibi kehanetinin bu kez gerçekleşmediğini gördük. Benim bir sumo güreşçisi, onunsa narin bir prenses doğurduğu ortaya çıktı, onunki benimkinin küçülenlerini giydi.
Fotoğraf yazara ait, karınların yarıştırıldığı 2001 yazından. Soldan sağa, küçük abla, büyük abla ve yazar.
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.


Pingback: Şenlikli Yeni Yıllar - Şenlik