Hayatınızda yol ayrımı yaratan zamanlar vardır. Çok sıradan, bir o kadar önemli. Bugün annemin evinde, ona ev işlerinde yardım ederken o zamanlar geldi aklıma. Çünkü zamanları düşünmeden, daha ötesi yazmadan pek iflah olabilenlerden değilim.
Üniversite çağı çok sevdiğim babamla gizli kapaklı bir çatışma zamanı oldu benim için. Babamla kılıç kalkan kuşanıp çatışan biri değildim, onun için herkes mıntıkasına sahip çıkıyordu. Yerleştirme zamanı bana evimizin bulunduğu İstanbul harici bir şehirde üniversite seçtirmemesi, o dönemki çatışmanın başlangıcı oldu diyebilirim. Okulumda ilk sınıfımı okudum. Lise arkadaşlarım başka şehirlere gitmişti. Üniversite arkadaşlarım yaz için kendi memleketlerine dönmüşlerdi. Sıkıcı yazı geçirmek için en uygun durum işe girmekti. Abim de üniversite zamanı hep çalışıyordu; çalışmak güzel olurdu.
Babamla ikinci mıntıka koruma çabalarımız çalışmak istediğimde ortaya çıktı. Diplomatik bir savuşturma ile babam ‘korunması gereken’ kızının işini de ayarladı. Yaz aylarında, babamın dükkân semtinden tanıdığının kiracısının müdürü olduğu bir fast food restoranında çalışacaktım. Çocukluk zamanımızın sosyete alışveriş merkezi olan Akmerkez bekle beni, çalışmayı merak eden Esra geliyor. 18 yaşında ilk işime girdim, sigortam ödenmeye başladı. Adıma alışveriş merkezi giriş kartı çıktı. 2-3 vardiya ile çalışan bir restoranın işçisi oldum. Restoran bile olsa, bant usulü ile çalışma nasıl olur, gördüm. Henry Ford’a selam çaktım! Daha sonra başka başka işlerde, otel yemek salonu gibi o projeden bu projeye koşarken bant usulünü, belirlenen işi yapmayı çok andım da.
Alışveriş merkezi işime yaz ayları, iş deneyimi, harçlık kazanmak diye başlayıp bir sene devam ettim, okulla birlikte götürdüm. En çok da kendi kazancımın olması hoşuma gitti. Çok yorulmalı, çok meyveli, bol hareketli bir sene oldu. Çalıştığım restoranda benden başka üniversite öğrencisi olup çalışan yoktu. Çocuk yaşta iş hayatına başlayıp, hizmet sektöründe çalışan yığınla insanla doluydu etrafım. Yaz bitip okul zamanı gelince, ben hep aynı vardiyada çalışıp, okul saati işten ayrılınca insanların arasında sanki daha bir uzaylı gibi oldum.
Fast food restoranında iş aktarımı ve iş öğrenme sektöre verdikleri isim gibi çok hızlı oluyordu. Denize atlıyordunuz ve yüzme öğreniyordunuz, el mecbur. Belki kişilikten, belki tahsile devam eden tek kişi olmamdan ben restoranda hep fanus içinde takılan bir varlık gibi oldum. Ergenliğin de verdiği yer-yol tayin etme dertleri ile, mecburi üniforma bana dert oldu. Beğenemediğim yüzümde, dar alnımda yüzümü kapatan bir siyah şapka ile çalışmam gerekiyordu. Buna alışmam aylar aldı.
Çalışmaya başladığım ilk aylarda meşhur bir güneş tutulması yaşandı, Akmerkez’in restoran katının balkonunda uyarıları takmayarak çıplak gözle o tutulmayı izlemiştim. Gözlük takanlar, gözünün önüne plastik film koyanlar vardı. Ne menem şeymiş bu tutulma, yani ne ki, derken kısa zamanda 17 Ağustos depremi gerçekleşti. Yaşadığımız mahalle el verince komşunun bahçesine o gece çadır kurduğumuzu, çadırda uyuduğumuzu hatırlıyorum. 18 Ağustos’u bahçede geçirdikten sonra bir, iki gün içinde işime döndüm. İşe bağlılıktan değil, 18 yaşında olunca canınıza bir zarar gelmeyeceğini düşünmenin toyluğu ile.
O yıllarla ilgili aklımda en çok kalan ise, okulla götürdüğüm açılış vardiyasında saat 7-8 gibi alışveriş merkezine girdiğimizde (açılış vardiyası çalışanlarını sabah tek kapıdan alıyorlardı) üst kata çıkmak için kullandığımız yürüyen merdivenin başına denk gelen kıyafet mağazalarından birinde haftalarca vitrinde durup, beni kendine aşık eden beyaz etekti. Midi ya da maxi boy, sanki içine minnacık bir tarlatan koymuşlar gibi çok kibar bir kabarıklıkta, üzerinde tüm etek boyunca sıralı işlenmiş ufacık ipten kurdelaları olan etek. Alabilmeyi aklıma dahi getiremediğim bir fiyattaydı belli ki. Belki o zamanki maaşımın üç katı. Aileme söylesem, o para çıkardı, eminim. Ancak hiçbir şey yapmayıp, her sabah henüz vardiya öncesi hülyalı hülyalı eteğe bakmayı tercih ediyordum. Alışveriş merkezinde çalışırken kendinize duygusal bağlar arıyorsunuz. İş arkadaşlarının bulamadığında gelip size “gördünüz mü nerede” diye sorduğu bir beyaz yakalı plaza çalışanı (çünkü genelde her öğlen sizde yer), çalışan ofisinde dinlendiğiniz bir köşe, vardiyanızın denk geldiği en sevdiğiniz müdürlerden biri, çalıştığınız saate göre yeme hakkınızın olduğu bir menü de bu bağlar arasında.
Alışveriş merkezleri ziyarete gelenler, yani müşteriler için çok ruhsuz, kimliksiz yerlerdir. Ancak çalışan iseniz, alışveriş merkezinin bir ekosistemi vardır. Bunu çalışanlar bilir. Güvenlikleri tanırsınız, masalardan tepsileri toplayan ve genelde ileri yaşta olan ablaları tanırsınız, dertlerini dinlersiniz. Hepiniz çalışan olduğunuz halde, restoranda çalışmak, mağazada çalışmak, teknoloji mağazasında çalışmak… Ne gelirse aklınıza, farklı kastlardır. Restoran müşterisini üç kelimeyle karşılarsınız, ama uzun süre çalışınca 1 dakikalık sipariş alımında insanları tanımaya, huylarını, size yaklaşımlarını görmeye başlarsınız. Kasanıza ünlü bir sima gelir, heyecanlanırsınız. Liseden matematik öğretmeniniz alışveriş merkezine komşudur. Oğlu ile gelir, kendinizi hatırlatıp sohbet edersiniz.
Hafızanın temiz olmasından mı nedendir, bilmiyorum ama çalışma hayatımdaki en renkli iş arkadaşları ile restoranda karşılaşmış olabilirim. Saat 10.00’da müşterilere kapılar açılana kadar en damar arabesk müzikleri cümle uluslararası fast food restoranlarında dinlenir. Çünkü hayatımız yereldir ve çilelidir. İş arkadaşlarını çok hızlı tanırsınız, çok da hızlı bir sirkülasyon olur çünkü delikanlı çalışanların nabzı restorana uymazsa bugün başlayan haftaya ayrılabilir. Ben o bir senemde hayatı hızlandırılmış şekilde tanıdım. Okulla birlikte 08.00-13.00 mesaisi yaptım. Çoğu zaman okulda derslerde kolumu kaldıracak enerjim bile kalmıyordu ama kendi kendime bir seneyi tamamlama hedefi koymuştum ve uydum. Tanıdık vasıtasıyla beni işe alan müdürüm evlendiğinde hep birlikte düğüne gittik. Araba sürmeyi henüz öğrenen bir arkadaşımız beyaz bir station kasa Kartal ile bizi aldı. Sanayi mahallesinin daracık sokakları ve yokuşlarında kâh ileri, kâh geri gittik. Şoför acemi olunca aklım çıktı. Ama restoran yılıma böyle bir anıyı da ekledim.
Velhasıl alışveriş merkezleri yaşayan ekosistemlerdir.
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.


“Restoran Yılım&rdquo için 1 yorum