Kadıköy’de Marmaray’dan indikten sonra Boğa’ya doğru yürüyorum. Cadde üzerinde sağlı sollu birçok gelinlik mağazası var. Vitrinlerde gelinlik modelleri sergileniyor. İçeride daha da fazlası var. Mağazaların ışıkları o kadar parlak ki, ister istemez izliyorsun vitrinleri. Gelinlik zaten dikkat çekici bir giysi. İçeridekileri de görmeye çalışıyorum bazen, hızlı yürüyüp önlerinden geçerken.
Beğenmek yüzünden değil benim bu kadar dikkatimi çekişleri ve izlemem. Oradan geçen herkesin bir an da olsa o parıltı yüzünden baktığı vitrinler bunlar. Bazıları çok da güzel görünüyor. İçlerinden birini gelip seçiyorlar ve o gelinlik, giyen için özenerek, üstünde düşünerek seçtiği gelinlik oluyor. Kimisi hayalini kurduğu modeli arıyor, kimisi maddi olarak el verdiği kadar ama istediğine de en yakını seçmeye çalışıyor. Pahalısı, hesaplısı hayallerindeki giysi oluyor çoğunlukla.
Sonra birden şöyle bir duygu hasıl oldu bende. Tüm bu gelinlikler hepsi bir aradayken bu kadar dikkat çekici ve cezbedici sanki. Gelinlik özel bir günde giyilen giysi aslında ama gelinlik mağazasında onlar, giyeni başka biri haline dönüştürecek birer kostüm. O vitrinde bir tane gelinlik olsa, belki hiç farketmeden geçip gidilecek. Birini alıp çıkarmak, gelincik tarlasından bir tane gelinciği koparıp çokluğun hissettirdiği güzelliği algılamamak gibi. Özel günü olan için ifade ettiği anlam ve önem dışında, herkesin dikkatini çekmesinin nedeni bir arada oluşları sanki. İnsanların gelinliğe yaptıkları vurgu ve önem, belki bu çokluğun yarattığı hissiyat ile oluşuyor. Cezbedici, parıltılı, dikkat çekici ve bir arada olmalarının yarattığı hissiyat.
Claude Monet, Gelincik Tarlası’ndan (1873) bir kesit
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.


“Gelinlikler&rdquo için 1 yorum