Şehir merkezine hem yakın hem uzak bir alışveriş merkezinin otoparkındayız. Neden burayı seçmişiz? Tek katlı olduğu için mi yoksa etrafında hiç bina olmadığı için mi? İkisi de değil. Bir çoğumuz için tek sebep evlerimize yakın olması. Önce gelen eşini dostunu aramış, öyle öyle gelip birikmişiz. Tek katlı olduğunu bilmenin güveni sonradan eklenmiş belki.
İnternet bağlantımızın iyi olduğunu sandığımız saatlerdeyiz hâlâ, gözümüz telefonlarda. Ekranımıza düşen kadarını bildiğimizden az hasarla atlattık sayıyor pek çoğumuz. Arabalardan taşan tartışmalar, eve kaçta dönüleceği ile başlayıp “Ne zamana kadar sokakta kalacağız?” sorusuyla sürüyor. Oysa üzerinden kaç saat geçmiş ki daha, neden bu eve dönüş acelesi?
Üzerinden kaç saat geçmiş ki bir yenisi oluyor? Arabalarda duramayıp türlü ihtiyaç için alışveriş merkezine girenler otoparka doğru koşuyor, arabalardakiler de onlara… İkincisinden sonra alışveriş merkezinin kapanacağı ama açık alandaki tuvaletlerin hizmete devam edeceği anonsu yapılıyor.
Sabahki tuvalet kuyruklarında hep o an konuşulmuş. Kimimiz önce sesi duymuş, kimimiz sallantıyı hissetmiş… Kimimiz sakinmiş, kimimiz çok paniklemiş… Kimimiz valiz hazırlamış evden çıkarken, kimimiz pijamasını değiştirmek için bile dönmemiş yeniden…
İkincisinden sonra anlıyorum ki ilkinin ardından daha çok kelimemiz varmış, “geçmiş olsun”larımız bol, içten. İkincisinde kuyruk çok uzun. Tuvalet de tek söylebildiğimiz de: Pedi olan var mı?
Kuyruk tuvaletin dışına uzamış, hemen yanında erkekler tuvaletinin kuyruğu, sesler kontrol altında tutuluyor tüm korkuya, dağılmışlığa rağmen. Kulaktan kulağa oynar gibiyiz. Soruyu arkaya doğru uzatan kendisine de lazım olduğunu ekliyor, sorunun ilk sahibini bulmak imkânsızlaşıyor. Her soran hem kendisi hem diğerleri için soruyor gibi. Bir daha, bir daha… “Pedi olan var mı?” Biz, soruya kendini de ekleyemeden yanıt verenler, mahcubuz onlara karşı sanki, çünkü yok, çünkü “Vallahi bende de yok.”
Uzayıp giden kuyruk boyunca, bunca kadın -sahi kaç kadınız burada?-, hepsi mi, aynı anda mı?
Çok şaşıyorum, ne olduğunu anlamıyorum, korkuyorum.
Olabilirmiş. Travma sonrası yaygın görülen bir durummuş.
İmkânsız görünse de onca kadının aynı soruyu sorması normal gibi mi geldi bana o an bilmiyorum ama, her hareketlenişimde aynı kuşkuyla tuvalet kuyruğuna giriyorum ben de. Kuşkum yersiz. Uzunca bir süre kuşku bile duyamıyorum hatta, o gün başkaları için defalarca sorduğum soruyu depremden sonra kendim için aylarca soramıyorum.
Bu da olabilirmiş. Bu da travma sonrası yaygın görülen bir durummuş. Sadece benim doktorumun kaç hastası aynı durumdaymış.
Onca kadın, hepimiz mi, aynı anda mı?
Editörün notu: Görseldeki resmin adı Women by the Sea (Jan Toorop, 1897). Dört kadının deniz kenarındaki kulaktan kulağa sohbetindeki aydınlığın hepimize umut vermesini istedik.
Yazarın notu: O kulaktan kulağa fısıltıların bir ihtimalin paniğiyle çoğaldığını da anlıyorum düşündükçe. Hiç kimse sorunun ilk sahibinin yerinde olmak, o soruyu kabinden ne kadar uzayabileceği belirsiz bir kuyruğa doğru sormak istemiyordu sanırım. “Bir anda başladı”lı bir şeye daha tahammül kalmamıştı belki ve onca korku, belirsizlik içinde dahi bu ihtimale hazır olmak gerektiğini bellemişti çoğumuz. O andan henüz otoparktayken bahsetmiştim Senem Esen’e. Sonrasında 6 Şubat’ı anlattığım her sohbetimizde sorduğu sorularla o an ne hissettiğimi düşünmeye yönlendirdi beni, ama bu yazıyı depremin üzerinden ancak bir yıl geçince yazabildim.
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

“Kulaktan Kulağa&rdquo için 1 yorum