2000+

Çemberimde Gül Oya

Komşularımız yıllar önce Suriye’deki iç savaştan kaçıp Türkiye’ye gelmişlerdi. Ben ilk geldikleri zamanlar lisedeydim. Lise ve fakülte zamanları genelde okul, dershane, fakülte arasında mekik dokuduğum için onları yakından tanıma fırsatım olmamıştı. Son yıllarda ise annemle komşuculuk oynamaya ve bundan zevk almaya başlayınca onları da daha iyi tanıdım..

Merve, Kamer, Udet üç kız kardeş, bir de abileri ile birlikte yaşıyorlar. İlk geldikleri yıllarda aileleri daha kalabalıktı. Anneleri ve büyük ablaları vefat etti. Babaları zaten önceden Suriye’de vefat etmiş. Diğer ablaları da yakın bir şehirde yaşıyor şu an. Üç erkek kardeşleri daha var; ikisi Suriye’de yaşıyor, buraya gelen abisi de evlenip ayrı eve çıktı. Kamer boşandı, Fuat ve Muhammed adında çok tatlı iki çocuğu var, burada doğdular. Şimdi yanlarında kalan tek abileri ise hasta, bütün gün bir odada yatıyor.

Anlayacağınız Merveler’in evinde ortalıkta dolaşan erkek yok, tam bir kadınlar matinesi şu an ev. Biz oraya gittiğimizde hep gün tadında eğlenceli vakit geçiriyoruz. Kahveler, çaylar, Suriye’ye özgü yiyecekler, içecekler. Bizim giderken yaptıklarımız ve birbirimize illâ yedirmemiz. Yemek tarifleri, örgü, iş tarifleri havada uçuşuyor. Birbirimize tarif verirken kurduğumuz ortak dil çok hoşumuza gidiyor.

Merve evde tek çalışan kişi. Ağır şartlar altında ve maalesef emeğinin çok altında ücretle çalışıyor. Akşamları eve yorgun geliyor. Gülerek diyor ki “Evin reisi benim, yemek işlerini Udet ve Kamer hallediyor.” Gülüyoruz hepimiz. Aralarında çok güzel bir iş bölümü oluşturmuşlar. Merve kazancı ile mutfak masraflarını karşılıyor. Büyük ablaları Udet alışverişten ve yemekten sorumlu, Kamer de temizlikten. Merve’nin de bonus olarak pastaları, kurabiyeleri çok güzel oluyor. Tatil gününde birlikte yapıyorlar. Bazı tatil günlerinde eğer Merve çok yorgun değilse Kamer’le birlikte çocukları çok güzel giydirip, lunaparka ve alışveriş merkezine gezmeye çıkıyorlar. Onlara gittiğimizde ise bize o günden kalan fotoğraf ve videoları gösteriyorlar. Çocukların lunaparkta bilerek verdikleri komik pozlara bakıyoruz.

Merve, Türkçe bilen tek kişi. Peki biz diğerleriyle nasıl anlaşıyoruz? Tarzanca. Şaka şaka. Merve tercümanlık yapıyor ve biraz da beden dilimizi kullanıyoruz. Aramızda artık bir şekilde birbirimizi anladığımız ortak bir dil oluştu. Hatta bunu oyuna çevirdik Kamer’le. Arapça ve Türkçedeki benzer kelimeleri bulmaya çalışıyoruz. Aynı anlama gelen kelimeleri bulunca garip bir şekilde seviniyoruz. Mesela Kamer medrese diyor, okul diyorum. Muallim diyor, bizde de var o, öğretmen diyorum. Koltuğa divan diyorlar mesela. Şükran diyorum bir şey ikram ettiklerinde. Kamer’e takılıyoruz sen Türkçe’yi öğrenene kadar ben Arapça’yı öğreneceğim diye. Gülüşüyoruz.

Geçen gittiğimizde odanın duvarından geçerek vitrinin üzerine sarkan led lambalı şeffaf kabloyu gösterdiler. Yeni almışlar. Muhammed hemen heyecanla koltuğa tırmanıp salonun lambasını kapattı ve o kablonun ışığını açtı. İçerisi gökkuşağı gibi rengarenk oldu ve bu çok hoşumuza gitti. Ama eğlence annemin oyasını işlemesi için lambanın tekrar açılmasıyla son buldu.

Daha sonra Merve telefonundan oradaki evlerinin şu anki fotoğraflarını, videolarını gösterdi. Abisi yollamış. Apartmanları yıkılmamış ama bombalar çok hasar vermiş, Kimse yaşamıyor dairelerde. Oraları ardiye gibi kullanmaya başlamışlar. Balkonlarını, odalarını gösterdi. Gözlerinin içi parladı.

“Kamer de, ben de resim öğretmeniydik. Kendi odalarımız, iki balkonumuz vardı. Balkonlardan biri çok geniş ve ferahtı. Oradayken durumumuz iyiydi.” dedi ve sonra sustu.

Ben o suskunluğu dağıtmak için şimdiki evin de oraya çok benzediğini, balkonlarına bayıldığımı söyledim. Gerçekten de öyleydi. Balkonları çok ferah ve büyüktü. Sonra esprilerle başka konulara geçtik. Annemin elinde işlediği oyaya baktılar, onun üzerine konuşuldu.

Eve döndüğümde Merveleri, kadınların bulundukları ortama uyabilme, yaşamı yeniden kurma gücünü düşündüm. Derken aklıma çok sevdiğim bir dizideki bir sahne geldi. Oradaki kadın karakter Zarife, İstanbul’a göç etmeden önceki yaşamlarını annesinden dinlediği kadarıyla anlatıyordu: “İyi günlerimiz olmuş bizim de. Ne bolluk ne bereketmiş, görme. Annem anlatır durur hep. Kaplarda ağzına kadar dolu zeytinyağları, hevenk hevenk mis kokulu ballar…”

Tıpkı Merveler gibi.


Görsel yazara aittir.

Editörden meraklısı için bir not: Yazıda bahsi geçen sahne Çemberimde Gül Oya (Çağan Irmak, 2004) dizisinin üçüncü bölümündeki 01:04:02 dakikasında yer alıyor.

Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Çemberimde Gül Oya&rdquo için 1 yorum

  1. Suriye’den adamlar tanıdım hatta birine aşıktım. Hayat ve getirdikleri kadınlar için oldukça zordu fakat anlattıklarını dinlediğimde zamanın getirdiklerinin erkeği kadını ayırmadan herkesi yaraladığını anlamıştım. Eğer başka şartlar altında olsaydık ve bilmeden bilincimize işlenen nifak tohumları olmasa bambaşka olabilirdi.

Bir Cevap Yazın

Şenlik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin