Fotoğraf tüm detayları ile gözümün önünde değil. O günün ve o anın hatırlattıkları var. Annemin çok hoş bir elbise (belki siyah elbisesi) giydiğini hatırlıyorum. Komşu kadınlarla, bahçelerden birinde piknik yapma kararı alınmış. Piknik anısı. Annem bir komşu kızının, çocukluk arkadaşımın saçını taradı ve ördü. Üç kardeş olan ben, bir çok kuzenim de olmasına rağmen, o komşu kızını o gün delice kıskandım. Suyum ve kaşığım olsa, yapacaklarım belli. Tabii çay, kısır, börek, kek derken medeniliği hiç elden bırakmadım.
Çocukluk dediğiniz nostaljik ve kıymetli; duygusal bir kefeye vurmadan diyebilirim ki çok güzel bir mahallede, çok şanslı büyüdüm. Kardeşlerim, kuzenlerim, komşu çocukları, kalan ve giden kiracı çocukları ile birlikte. Ama komşuluk ve arkadaşlığın nasıl değerli olduğunu, asıl yetişkin yaşımda annemden dinlediğim anılardan öğrendim.
’80’lerin başında başka başka memleketlerden mahalleye gelen, bir yandan ev inşa etme derdinde olan, öte yandan altyapısız mahallelerin kahrı altında çocuk büyütmeye çalışıp bir de kayınpeder, kaynana, kayın, elti, görümce gibi akrabalarla uyum içinde gemisini götürmeye çalışan gencecik insanlar. Her memleketin kendi örfü, dünya görüşü. Bu dantelleri nazenin ellerle birbirine bağlayıp, en güzel masa örtülerini ortaya çıkaran o evlerin gelinleri, bizim annelerimiz… Annemin kanka komşusu ile iple bıyık alma seansları düzenlediğini hatırlıyorum. Ev yapımı ağda ile dayanışmalı ağda günleri. Evlerden birinde katılacakları bir düğün mü var? Evin annesinin naylon çorabı mı yok? Çocuk yollanır komşuya, çorap sorulur. Elinde temiz çorabı olan, ihtiyacı olana yollar. Kapıdan kapıya sorulan tuzu, kahvesi, pirinci cabası. Ev telefonlarının herkeste olmadığı durumda ödünç kullanılan telefon. Özlemle ulaşılan akrabalar, telefon sahibine en derin duaların edildiği konuşmalar.
Evimizin hemen arkasında, yine bize ait olan sebze bahçesine ev yapmamız gerekti. Alt kat dükkân, üstü iki daire olacak. ’80 sonu, ’90 başı. Buradaki arkadaşlık öyle güzeldi ki, zabıta gelip inşaatımızı yıkmasın diye, cümle komşu gelinin çocukları kucaklarında inşaatı işgal edip evden çıkmadıklarını hatırlıyorum, gördüm. Geçmiş zaman dostluğunda duymaktan en mutlu olduğum alışkanlıklardan biri de şu: Genç evliler, küçük çocuklar, büyük ailenin akrabaları, hayat gailesi, geçimi derken karı koca arası bazen gerilebiliyormuş; kırgınlık, küslük olabiliyormuş. O günlerde, hanımlar beylerini işe yolladıklarında komşu kadınlarla bu küslük paylaşılır, akşam bey gelip yemek yendikten sonra bir komşu aile ya da birkaçı birden çay içmeye gelirmiş. Bahane oturmak iken, misafir, geldi gitti, sohbet derken küs çiftin arasındaki buzlar erir, küslük ortadan kalkarmış.
İstanbul merkezine o zaman uzak sayılacak; sırtını, bahçelerini ormana dayamış, ben ilkokulda iken ev yerine çayır, görkemli çam ve ıhlamur ağaçları olan bu mahallede, epey farklı kültürlerden gelsek de her bir evi kendi evimiz bilerek, yetişkinlere ve o evlere gönülden güvenerek, çoğu çocuk aynı okula, aynı kurslara birlikte giderek büyüdük. Şimdi biz yetişkiniz, ebeveynlerimiz hâlâ hayat gailesi bitmeyen yaşlılarımız.
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.


Çok beğendim, devamını bekleriz