1980'ler 1990'lar 2000+ Genel

Şenlikli Yeni Yıllar

2024 biterken Şenlik yazarları bir araya geldi, geçen yıldan, gelecek olandan ve elbette yılbaşı anılarından konuştu. Sonra farklı dönemlerden, farklı şehirlerden, farklı evlerden yılbaşı anıları Şenlikli Yeni Yıllar derlemesi için yazıldı. İlkinde ülke sınırlarındaydık, derlemenin ikincisi dünya haritasında da geziniyor.

Daha fazla yazdığımız, daha fazla konuştuğumuz, şenliğimizin büyüdüğü bir yıl diliyoruz.

Şenlik

Teyzemin köye taşındığı ilk sene, 88. Yoksa bizim evde yılbaşı mı kutlanır? İstanbul’un çilesini çektikten sonra Sapanca dolaylarında Keltepe’ye (şimdilerde Kartepe) bakan yamaçtaki evde hayatını sürdürmeye devam edecekti, ama aklı yine İstanbul’da, illa yılbaşı kutlanacak; köy evinde hem de… Ben de ne düşkünüm tatlıya. Anneme tutturdum, “Bulmaca pasta yapalım.” Anneme de kimse iş demesin, öyle sevmez. Bu yüzden çok erken yaşta öğrendim mutfak işlerini. Bulmaca pasta için iki renk taban hazırlamak gerekir; biri sade biri de kakaolu. Sonra evdeki servis tabağı, yemek tabağı, kâse ebatlarında kesilir; sade ve kakaolu halkalar iç içe geçirilir, kremalar sürülür araya, sonra ikinci kat tam tersi.

Çekiş dövüş hazırlıklardan sonra varmıştık köye. Bisküvi pastam yanımızda. Kar yeni yeni sepeliyor… Teyzem, onun kızı, ikinci eşinden iki oğlu, biz de gittik mi dört kişi… Sobanın yanına kuruldu yer sofrası, teyzem yetiştirememiş işleri ama öyle şen şakrak… Rahata ermiş yıllar sonra. Sobanın üstünde mısır kaynıyor, çay fokurduyor, kestaneler közleniyor… Sonra tombala…Hoop rakı faslı!

Ama babam inat ki öyle inat, ne kendi kalır ne bize izin verir yatıya! Eğlencesi tamam da gel de in o yokuşu… İnadına doymasın vardık köy meydanına. Sonrasını ne siz sorun ne ben söyleyeyim. O vazgeçene kadar kar küredik, yarı yolda pes edip başladık kartopu oynamaya…

Şirin Gürkan

*

Doksanlı yılların başındayız, özel kanallar hayatımıza yeni girmişti. Köyün en yüksek tepesine kocaman bir direk ve anten takmışlardı, ilk defa bir helikopteri gökyüzünde o zaman görmüştük. İlk özel kanallı yılbaşı akşamında annem, halam dansöz çıkacak hevesi içerisindeydiler. Yemekten sonra kestane koymuşlardı sobanın üstüne, mısır da patlatacaklardı. Dedem uyusun diye bekliyorlardı kanalı TRT konserlerinden Interstar dansözlerine doğru değiştirebilmek için. Babaannem çoktan uyumuştu bile. Dedemin de o akşam amcam, kardeşim ve benimle tombala oynayacağı tuttu. Kumarı sevmez halbuki, o da yılbaşına ayrıcalık gösterdi demek ki. Babam sabaha kadar gelmezdi nasıl olsa kahveden. Onu merak eden yoktu.

Tombaladan sonra dedem yatsıyı kıldı, çekildi odasına. Fosforlu sarılı, gümüş pullu, kırmızılı tüllü saçaklı kıyafetleri ile kuğu gibi dansözler açıldı. Kendimi ekrana bakmaktan alamadım. O yıldan sonra yılbaşında dansöz izlemek ayrı bir keyif oldu benim için. Halamın düğününde, o akşam dansözleri izlerken öğrendiğim kıvır kıvır dans performansımla kendimden epey söz ettirmiştim. Okuldaki arkadaşlarım köçek olmuşum diye dalga geçse de umursamadım. O yıllardan bu yana yılbaşı demek, dansöz izlemek demek benim için. Her ne kadar artık ekranlarda o güzel performansları göremesem de içimde kalan coşkusu ile arada bir Mezdeke açar oynarım. Köçek de olsam kime ne?

Tuğba Ka

*

1990’lar, Kayseri’nin bir ilçesi.

Annem anlatıyor:

“Ağabeyim yeni evlenmişti. Ağabeyimin kayınbabası hindi almıştı. Bir sofranın başında, onların evinde kutlama yapıyorduk. Baban da vardı ama suratı asıktı; pek sevmezdi kutlamayı.

Tombala oynuyorduk, ama o katılmıyordu. Televizyonda dansöz çıktığında gözlerini kapatıyordu. Yollar daha fazla buzlanmadan eve dönmüştük.”

Verda

*

Babam bankada çalışırdı ve ayın son günleri mesaiye kaldığı için geç gelirdi. Aralık ayının son günündeyse bizim sevincimize, annemin yemek hazırlıkları ile beraber bankanın yıl sonu hesapları uzarsa babam yanımızda olacak mı düşüncesi eklenirdi.

Birkaç yıl tesadüfen yılın ilk kar yağışı da yılbaşı gecesine denk gelmişti. 1994 yılına girdiğimiz o gece de gözümüz camda, mutfaktan gelen kokular eşliğinde karın yağışını beklerken ben totem yapmışım; kar yağarsa babam on ikiden önce gelecek!

1994’ün son günü, akşamüstü ilk karın yağışıyla kendimizi sokağa atmış, babamın erken yetişeceğinden emin olarak sevincimiz ikiye katlanmıştı: Kar yağdıysa babam erken gelecek, gelince onun gülümseyişi ile bütün yılımız güzel geçecekti.

Derdeniz

 

*

2000 yılının son günleri. İki senelik evli, beyaz yakalı bir çift olarak yılbaşına yurt dışında girmeye karar vermiş, arkadaşlarla tur ayarlamış, cümbür cemaat Amsterdam’a uçmuşuz. Turistik geziyle geçirdiğimiz birkaç günün sonunda o büyük gün gelmiş, yiyip içip dağıtacağız. Ama bir sorun var. Gebe olabilirim. Doktorum “keyfine bak” demişse de içim rahat değil, öğrenmek istiyorum.

31 Aralık günü açık bir eczane buluyoruz. İki marka söylüyor eczacı. Biri pahalı olan, bizim de bildiğimiz Predictor, biri de başka bir şey. Cimriliğim tutuyor, kocamın itirazlarına rağmen bilinmedik markayı alıp otele gidiyoruz. Bir açıyoruz ki İngilizce açıklama yok, hayatımda daha önce hiç kullanmamışım, nereye idrar damlatılacak, ne olacak, Dutça anlamaya imkân yok. Kocam söylene söylene, ama gebelik ihtimalime karşın yine de çok da söylenmeden, tekrar eczane yoluna düşüyor ve bu kez Predictor alıyor.

Yeni testin İngilizce açıklamaları sayesinde hayallerimiz gerçek oluyor, çift çizgiyi görüp çığlık atıyoruz. O gece benim içip dağıtma, Amsterdam sokaklarında kaybolma hayalleri iptal. Milenyuma otel odasında, telefon başında, babamın çifte mutluluk haberi alınca döktüğü sevinç gözyaşları ve annemin daha şimdiden kendisini gösteren paniğiyle giriyoruz. (bkz. 4 gün arayla doğurulan iki torun meselesi ve “Ablalar ve Bazı Gaza Gelmeler”)

Banu Yıldıran Genç

*

Seattle’a taşındığım ilk sene, ev arkadaşlarımdan biri gay. 2010’u 2011’e bağlayan gece, onun peşinde, başka bir arkadaştan aldığım zıppıdı-goth karışımı elbisemi giyip bir kulübe yeni yıl partisine gittik. Drag içinde bir şarkıcı show yapıyor. Ben hiç böyle bir show görmemiş biri olarak hayranlıkla en ön sırada izliyorum. Drag Queen beni fark edip, “Sen, güzel memeli kız, gel bakayım.” deyip sahneye çağırıyor. “What’s your new year’s resolution?” diye bir soru alıyorum, ama “new year’s resolution” ne demek bilmiyorum. “Nasıl yani?” diyerek sırıtmaya devam ediyorum. “Yani yeni yıldan beklentin ne?” diye açıklıyor kraliçem. “Kendim olmak istiyorum!” diyorum hemen. Kraliçe bu cevabı beğeniyor ve herkese jell-O shot ısmarlıyor.

Şeyda İpek

*

Beşiktaş. 2012 veya 2013 olmalı. Beyaz yakayız. Üniversite zamanından arkadaşlarımız, yine bir arkadaşımızın barında buluşup kutlama kararı almışız. Ben epey hastayım, ama kutlamadan geri kalınmaz.

Çok kişi, küçük bir masa, yüksek eğlence modundayız. Mekân zemin altı, duvarlar kısa sayılır. Hem de yol üstünde, aşırı kalabalık. Güzel eğlendik. Arkadaşlarımızdan biri dansöz ayarlamış. Tam 12’ye yakın, gelen dansözle mekân çıldırdı. Tayfanın çoğu Tekirdağlı, bu da müziğe her daim ve hızlı eşlik demek. Kadınlardan biri, deri kutlama kıyafetiyle hızını alamayıp masaya çıktı dansözün etkisiyle. Fakat duvarlar kısa, ne masasından ne dansından vazgeçti ama mekâna sığabilmek için boynunu yana devirmesi gerekiyor, eziyetli bir durum. Eğlence inadına inanamamıştık. O yılbaşından bu görüntü ve ne çok güldüğümüz aklımda.

Esra Aydoğan Tekdal

 

*

Tam 2022’ye gireceğimiz akşam yetiştirmem gereken bir ödev var. Güç bela yazıyorum. “Bu tarihe teslim mi konur?” diye geçiriyorum içimden. Bir yandan da kendimden ve son dakikacılığımdan utanıp duruyorum. Arkadaşımla yemek rezervasyonumuz var ama rezervasyon saatine kadar suçlulukla bilgisayarımın başındayım. Kelimeleri kelimelerin içinden çıkarıp, çoğalta köpürte dört bin kelimeye ulaşmaya çalışıyorum. Olmuyor. Ortaya rezalet bir şey çıkıyor sanki. Bunu nasıl yollayacağım? Utançtan ölürüm gibi geliyor hocam bunu okursa.

O sırada telefonum çalıyor. Canım arkadaşım baş başa yemek rezervasyonumuzu hatırlatıyor. Ben ağladım ağlayacağım, “Nasıl geleceğim? Olmadı bu yazdığım şey.” Diyorum. “Yollarken bir not mu yazsam yanına, özür mü dilesem?” Telefonun karşısındaki ses şefkatle beni sakinleştiriyor ve yazdığım şey için özür dilememeye ikna ediyor. İçime dert olan metni bir şekilde yolluyorum. Ve yine bir şekilde, şıkır şıkır yemeğe yetişiyorum. O yılbaşı yemeğinde iki genç kadın, yılın bir Z raporunu çıkarıyoruz adeta. Lisanstan mezun oluşumuz, yüksek lisansa başlamamız, heyecanlarımız, hayallerimiz, kalp kırıklarımız… Ve hep kendimize yönelttiğimiz, yargılayan, şüpheci, mütemadiyen kaygılı, çoğu zaman acımasız seslerimiz… Bu sesler, yer yer yine yükseliyor kendimize karşı. Kendi sesimizi kendimize karşı yükselttikçe diğerimiz tutup elini uzatıyor sese “bak güzelim” diyor, sesi susturmuyor aksine onu onarmaya, dönüştürmeye niyetli; şefkatle, ihtimamla karşılık veriyor sese.
Ya da başka bir deyişle, o gün o masada ve daha birçok yerde, benim olağanüstü akıllı arkadaşımın şefkatiyle sesim kendini arıyor, kendi sesini bulmaya çalışıyor.

O yılbaşı yemeği, kişisel tarihlerimize; yeni bir seneye ve kendimizin ikinci versiyonlarına geçmeye niyet ederek, seslerimize sarıldığımız dönüştürücü bir an olarak kazınıyor. Ve olağanüstü akıllı arkadaşımın o gün ortak dilimize kazandırdığı bir deyişle kaldırıyoruz kadehlerimizi: “Birbirimizin gerçekliğini restore etmeye.”

Cemre Okumuş

Görsel:Pixabay


Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Şenlikli Yeni Yıllar&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

Şenlik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin