Ortaokula başlayacağım yaz ilk kez âdet gördüm.
Oysa pencere önü çiçeği olmaktan kurtulup oğlanlarla ağaca tırmanmak gibi maceralarla yenice tanışmıştım. Nihayet bahçeden çıkabilme iznini koparmış olmanın acısını sokağı bir baştan öbür başa koşarak, habire koşarak çıkarıyordum.
İşte o koşuşlardan birinde garip bir şey hissettim. Öğle sıcağında. Çok susamıştım, dilim damağım birbirine yapışmış gibiydi. Bir de şey… Sanki altıma işemiştim biraz! Hızlıca eve daldım. Külodumda küçücük, pembe bir leke. Ne olduğunu anlamadım desem yalan olur, bal gibi anlamıştım hem de. Okullar kapanmadan kısa süre önce, “Sadece kız öğrenciler katılacak.” denildiğini duydukları an, garip böğürtüler çıkarmaya başlayan oğlanların arasından başımız önde geçip katıldığımız bir eğitim vermişlerdi bize çünkü. Annem de anlatmıştı vakti gelmekte olan “bir şey”i.
Tarife tam uyuyordu leke. Anladım anlamasına yani, ama her nedense yokmuş gibi davrandım. Ablama çıt bile demeden sokağa fırlayıp yeniden koşmaya başladım. Arkadaşlarımın bahçesine gittim, onlara da bir şey demedim. Benden birkaç yaş küçüklerdi, ne anlayacaklardı ki? Sürekli susuyordum.
“Genç kız olacaksınız.” demişti sahnedeki kadın, hepimizi tanıyor gibi mutlu, gururlu.
Leke hâlâ külodumdaydı, ne yapacağımı bilmediğimden koşasım geliyordu herhalde, koşuyordum.
“O günlerde hareketlerinize dikkat etmeniz gerekir.”
Koş aşağı, koş yukarı.
Sonunda yorulmuş olacağım ki eve döndüm. Bol bol su içip tuvalete koştum, leke büyümüştü. Ablama gidip “Külodumda leke var.” gibi bir şeyler dedim.
“Korkmayın, akan kirli kandır, size zarar vermez.”
Ablam ve en az bizler kadar bizim eve ait olan arkadaşı “Eyvah!”la başlayan bir panik dalgasına kapıldılar. Arada bana sarılıp kikirdediler, arada ağladılar. Eğitimde bunu da anlatmışlardı, “Ailenize haber verin. Onlar size yardımcı olacak.” Benimkilerin ne yaptığını anlayamıyordum ama. Liseliler hep böyle bir garipti zaten.
Ablam duygular arasında gidip geliyordu ama sonunda bir yerde durdu. Sarılıp sakin olmamı söyledi. Sakindim. Annemin işyerini aradı, ulaşamadı. Anneannemleri aradı sonra, dinledi, dinledi. Ahizeyi şifonyere bıraktı, sakince bana doğru yürüdü, çok sert bir tokat yapıştırdı suratıma, ne olduğunu anlamama fırsat bile vermeden hızla yerine dönüp ahizeyi kaldırdı yeniden. “Şimdi ne yapacağım?”
Telefonu kapatıp şaşkınlığımı görünce yeniden sarıldı. Yap demişlerdi yapmıştı, sanki neden böyle bir şey yapmıştı? Tokat atmazsan çok korkar demişler, at ki korkmasın! Benim yerime de şaşkındı sanki, sanırım ne yapacağına karar veremediğinden bizim evin parçalarından olan diğer arkadaşını çağırdı. O da gelince kutsal bir sırrı paylaşır gibi dolaptan çıkardıkları pedin paketini açmaya başladılar. Bunu da biliyordum, eğitimde anlatmışlardı.
“Bu kısımları çamaşırınıza tutturacak şekiiildee…”
Âdet olduğumu biliyordum, bu leke artık her ay külodumda olacaktı, bunu da biliyordum, ped takmayı da öğrenmiştim, o da tamam. Aklımda yanıtını merak ettiğim tek bir soru vardı, onu da sesli sormuştum: Bugün sutyen de takacağım değil mi?
Karşımdaki üç genç kızı şaşırtan sakinliğimi ne annemin çıtlattıklarına ne de okulun derya deniz eğitimine borçluydum. Bence o güne dair her şeyi bana Fatma öğretmişti.
Fatma, velilerin çocuklarının adını sınıf listelerinde görebilmek için kırk takla attıkları okullardan birine ikametgâh kuralı sayesinde kaydolabilmişti ve sınıf öğretmenimize göre hiç hak etmiyordu orada olmayı. Hepimizden çok büyüktü Fatma, köyde okula geç yazılmıştı (bunu annemden öğrenmiştim), babası apartman görevliliği işi bulup İstanbul’a taşındıklarında ise sürekli sınıfta kalmıştı. Annem Fatma’nın “zavallı çocuk”luğunu aklına çok taktığından bizim evde adı sık anılırdı. Adı anılırdı ama, hepsi o. Fatma mecbur kalmadıkça konuşmazdı çünkü, hâliyle benim de anlatacak yeni bir şeyim olmazdı onunla ilgili.
Bir gün öğretmen bizimkilere hiç benzemeyen önlüğünü nereden bulduğunu sormuştu Fatma’ya. Diktirdiklerini söylemişti, muhtemel bedenine göre önlük bulmakta zorlanıyorlardı. Boyu çok uzundu, omuzları geniş, elleri kocaman ve en önemlisi Fatma’da hiçbirimizde olmayan bir şey vardı: göğsünün ortasında iki koca meme! O güne kadar gördüğüm en büyük memeler Fatma’nınkilerdi galiba.
Müdüründen öğrencisine, hademesinden öğretmenine -evet, en çok da öğretmenine- herkes azarlar aşağılardı Fatma’yı; asla konuştuğunu, kızdığını, ağladığını görmemiştim. Gülerdi. O güldükçe öğretmen “Arsız!” derdi, “Şu hâlinle gelmeye de utanmıyorsun hiç.” Öğretmenin dediklerini anneme anlatırdım akşamları ama gözlerini nereye diktiğini, Fatma’nın hangi hâlinden utanmasını beklediğini yıllar sonra anladım. Ortaokullu oğlanlar “şu hâl”in müsebbibi memelerine bahçede top atardı Fatma’nın, ağlamazdı, ağzını açıp tek kelime etmezdi, yine gülerdi.
Öğretmen, “Konuşsana kızım!” diye azarlamadan konuştuğunu bir kere gördüm ben Fatma’nın, okuldaki o eğitimde. Sahnedeki kadın, akacak kanın rengini anlatırken Fatma “Benimki fıstık yeşili!” demişti. Ayağa kaldırılıp soru yağmuruna tutulmadan, tahtaya çağrılıp ite kaka konuşturulmaya çalışılmadan onca insanın içinde bir şey demişti. Benim kanım kırmızı değil, yeşil demişti, sadece yeşil de değil fıstık yeşili demişti! Evet, yine gülerek, ama sanki ehhh, yettiniz be, der gibi. Onca zaman gülerek susup bir isyan tutturmuştu Fatma, sen arsızlık görmemişssin öğretmenim, al buradan yak dercesine. Okuldaki tüm yetişkinlere, arsızlığını ya da deliliğini, adı kişiden kişiye değişir bi’ garipliğini tescilletmişti bu isyanla.
Hatırladıkça, birine (kime? kimse arkadaşlık etmezdi ki Fatma’yla!) fısıldayacaktı da sesi yüksek mi çıktı acaba diye düşünüyorum hâlâ, zihnimde taşları oturmuyor yerine o anın. Gerçekten dedikleri gibi deli miydi Fatma? Bence değildi.
Bunu niye yaptığını, dahası nasıl yapabildiğini anlayamamıştık elbette, ama tam o anda Fatma’ya doğru bir çekim başlamıştı bizim sınıfın kızlarında. Eğitimden sonra sordukça sorduk, bizden gördüğü ilgiyle konuştukça konuştu o da, tıpası fırlamış gazlı içecek gibi saçıla savrula. Bizde olmayıp onda bol bol olan şeylere duyduğumuz merak belli ki çok hoşuna gitmişti, gülmeden konuşuyordu. Ona taaa ne zamandır oluyordu anlatılanlar, korkacak hiç de bir şey yoktu.
Sonra dahasını da yaptı, tuvalette sutyenini gösterdi Fatma bize. Âdet olduğumuz gün hemen sutyen takmazsak memelerimiz hiç büyümeyecekti. Hiç kuşku yok ki bizim ailedeki kadınlar âdet olunca sutyen takılması gerektiğini bilmiyordu. Ablamın attığı tokadın şaşkınlığı geçer geçmez aklıma sutyen düşmesi Fatma’nın kocaman memelerine duyduğum korku dolu hayranlıktandı belki.
Âdet olduğum ilk gün hemen sutyen taktım Fatma, verdiğin öğüde sağlık, seninkilerden de büyük oldu memelerim.
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

“Takmazsan Büyümez&rdquo için 1 yorum