Üniversitedeyim, annem ziyarete gelecek. “Ne istiyorsun, gelirken ne getireyim, canın bir şey istiyor mu?” diye sordu. Her gelişlerinde sordukları klasik soru buydu: “Ne getirelim?” Ben bu defa her zamanki listeden başka bir şey isteyecektim: Dergilerimi… Anneme dergilerin yerini tarif ettim, ardından da terminale karşılamaya gideceğimi söyledim, “Babam seni terminale bırakır, ben karşılarım.” dedim.
Dergiler, mor sprey boyayla boyadığım hem kitaplık hem kıyafet dolabı olan eski büfenin altındaki iki kapaklı bölmedeydi. Hangilerini istediğimi söyledim. Dergiler eski ama notlarım var aralarda, okumak istediğim kitap listeleri, yazılar var. Eve taşınırken onlar arabaya sığmamıştı, bir kısmı evde kalmıştı. Hepsi edebiyat dergisiydi. Oradan yazar bulup kitaplarını okuyordum. Biriktirdiğim köşe yazıları da vardı aralarında. Çok önemli yani benim için.
Neyse işte derken gün geldi çattı, annemi karşılamaya terminale gittim. Baktım güvenliğin önünden hızlı hızlı geçiyor, beti benzi de atmış. “Yol mu tuttu?” diyorum, cevap vermiyor. “Eve gidelim, anlatırım.” diyor. Körüklü terminal otobüsüne biniyoruz, iyice fena oluyor. “Arama yaparlar mı?” diye soruyor. Kendimi tutamayıp kahkahayla gülüyorum, “Anne ya, arama yapsalar ne bulacaklar ki?” diyorum. “Kız sus, dergiler var.” diyor sessizce. “Evde konuşuruz…” Midesi bulanıyor, üstüne gitmiyorum.
Kan ter içince hızlıca yürüyüp koca iki bavulla üçüncü kattaki eve çıkıyoruz. Kapıyı açtığım gibi annem kendini eve atıyor: “Çok şükür!”
Elini yüzünü yıkıyor. Mutfağa geçip çay suyu koyuyoruz ocağa. “Anlat,” diyorum, “Neden bu kadar korktun?” Bir yandan gülüyorum ama korkuyorum da hâlinden; öğürüp duruyor çünkü.
“Dur, bavulu açalım görürsün,” diyip başlıyor anlatmaya.
“Dergilerin üstüne iç çamaşırlarımı dizdim. Arama olursa ellemeyin donumu, sutyenimi demek için. Teyzenden duydum. O böyle yapardı. 70’li yıllarda Nevin Teyzen trenle İzmit’ten İstanbul’a Dev-Genç bildiri ve dergilerini taşırdı. Dergilerin üstüne külotlarını, sutyenlerini dizerdi, bir de kanaviçe işlerini. Bir gün trende arama olmuş. Teyzen adamın eline yapıştırmış, “Ne elliyorsun donlarımı, terbiyesiz!” diye başlamış bağırmaya. Arama yapan diğer polis de kanaviçe işini görünce arama yapana demiş ki, “Seccade işi var, elleme ablanın bavulu.” Önceden seccadeler kanaviçe yapılırdı ya adam kanaviçeyi görünce seccade sanmış. Böylece teyzen aramadan kurtulmuş. Benim de aklıma bu geldi dergileri yerleştirirken. Bu kızın dergilerde kim bilir ne yazıyor, yolda yakalanmayayım, gözaltına alırlarsa beni diye Nevin Teyzen’den ne gördüysem yaptım… Kanaviçe bulamadım ama.”
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansıile lisanslanmıştır.


annenin telaşı, kızının gülmesi ve sonucun komik bir bağlantı ile açıklanışı hepsi öykünün içinde okunması ve gülümsemeyi birlikte getirmiş .Dev-genç bildirileri trende aranmış mı kanaviçe konusu soru ve yanıt alınmış mı öyküye mizah yanında bir bilinmezlik de katıyor.