Beş yıl süren bir ilişkinin ardından partnerimle olabildiğince iğrenç ve seviyesiz bir şekilde ayrılmış ve final görüşmesinde masaya anahtar fırlatmıştım. Fırlatmak istememiştim gerçekten ama fırlatmasam kendimi duvara filan fırlatacaktım, ben de ilk kez makul bir karar verip anahtarı fırlatmayı tercih etmiştim. On gün orada burada kaldıktan ve bütün arkadaşlarımı da bıktırdıktan sonra annemin evine dönüyorum kolilerimle. Zaten ilk gün kedim Neclamettin ve bilgisayarımı anneme bırakmıştım.
Annem ve arkadaşları, hadi hoş geldin, artık boşanmış birisi sayılırsın şakaları eşliğinde beni sürekli güldürmeye çalışırken bir yandan da keyifliler, sanki ekiplerine biri daha katıldığı için.
Annem bir sabah “Hadi bakalım, biraz Diyarbakır, Mardin gezelim, ama sürekli ağlayacaksan gelme. Yemek yerken aniden gözünden yaşlar süzülen birisinin yanında insan ne yapacağını şaşırıyor Gözlük, bak rica ediyorum.” diyor.
Gözlerimden yaşlar süzüle süzüle turp kemirirken, “Tamam.” diyorum, “Söz ağlamam, ama ne olur beni bu şehirde bırakmayın.” Gözümü silerken ağlamamak için zor tutuyorum kendimi.
Kendimi o kadar sevmiyorum ki kelimeler yetmiyor kendime sevgisizliğime. Zaten sanırım, o yüzden ağlıyorum daha çok. Hiç kelime kalmasa, yeterince az değil. Tüm kelimeleri kullansam yeterli değil. O kadar sevmiyorum.
O yüzden bir türlü durmuyor gözümdeki yaşlar, kendi kendilerine sürekli akıyorlar ama ben hayatıma gayet normal devam ediyorum, yemek yiyorum, o yaşlar akıyor. Şakalar komiklikler yapar kahkahalarla gülerken de banyo yaparken de… Böyle bir bitmez ağlama hali.
İşte bu halde, anneme kendimi aşarak söz veriyorum ve eşyalarımızı toparlayıp annem, ben ve annemin hiç mi hiç sevmediğim bir arkadaşı Diyarbakır’a yola çıkıyoruz. Orada gazeteci arkadaşları var annemin. Oturduğumuz istisnasız her masada annem arkadaşlarına neşe içinde, “Gözlük de yeni boşandı!” diyor, bunu söylediği her masada bir kutlama, bir coşku hali.
Bir gün Mardin’de bir dükkânın önünde salak salak vitrine bakıp ağlama krizi geçirirken telefonum çalıyor. Aslında telefonla ilişkim çok zayıf, herkes bana kızıyor. Numarayı tanımıyorum ama açıyorum. İlişkim o kadar zayıf ki numaraları kaydetmeyi zaten bilmiyorum. Heyecanlı birisi, bir dernek adına arıyor. Yok, aslında tam da aramıyor. İşlerim o kadar güzel ki, hayatında gördüğü en güzel şeyler, duvarında etiketlerdekilerden var, tek tek kesmiş, asmış. Bir arkadaşımla tanışmış ve arsızca numaramı almış. Benimle telefonda konuştuğu için çok heyecanlı. Normalde yapmazmış ama işlerim işte, çok acayiplermiş. Acaba bu hafta onunla buluşup kahve içer miyim? İstanbulda değil miyim? Ne zaman dönerim, Mardin’e yerleşmedim diye umuyor. Yerleşmedim mi? Yaşasın. Peki ne zaman dönerim? Üç sene evvel yaptığım t-shirt illüstrasyonları gibi yeni bir seri çıkartmak ister miyim? Dönünce hemen buluşur muyum, YeşilEv’de hem bir şeyler içer hem proje konuşuruz?
Tabii diyorum, hepsini yaparız. Döneyim de arayayım. Kapatıyorum, başlıyorum yine ağlamaya, bu sefer hıçkıra hıçkıra, bağıra çağıra ağlıyorum. Ne çok seviyor beni, hiç tanımıyor oysa. Annemler yaklaştığı için panik halde vitrini gösterip “Telkâriler anneeee!” diye bağırarak konuyu değiştirip vitrine yüzümü yapıştırmak zorunda kalıyorum.
Bir hafta sonra İstanbul’a dönüyoruz, eve yaklaşırken telefonum çalıyor. Yine aynı numara, neyse ki annemin arkadaşından rica etmişim ve kaydetmiş. Açıyorum, yarın müsait miyim, akşam buluşsak olur mu? İşi şansa bırakamazmış, ben çok şaşkınmışım önceki konuşmamızda ve bugün dönmüş olacağımı söylemişim, dönmüş müyüm acaba? Dönmemişsem ne zaman dönecekmişim? Ertesi akşam dokuz gibi bir toplantısı var YeşilEv’de. Ondan evvel buluşmak üzere sözleşiyoruz, altı gibi.
Ertesi akşam oluyor, biraz gerginim. Sonuçta kendimden hiç hoşlanmadığım bir zaman ve hiç tanımadığım birisi beni çok seviyor.
Sonunda YeşilEv’de buluşuyoruz. İş dışında her şeyi konuşuyoruz. Onun toplantısı başlıyor, fark ettiğinde telaşla içeri koşuyor ve ben onun paltosunu üzerimde unutup eve geliyorum.
Görseldeki kolaj çalışması yazara ait.
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.


Başından sonuna kadar hızla okutan bir komik öykü . Beni sardı kaleme alanın cinsiyeti üzerinde düşünüp acaba bir kadın mı ? diye düşündürttü beni . Son cümle de dahil meraklandıran hızlı bir öykü çıkmış ortaya
Gunaydin,
Soyle yanit vereyim. Ikisi kesinlikle kadin, ucuncuyu ustundeki kiyafet ya da sacinin kisaligina gore kadin ya da adam olarak yorumlamaniz ya da supheye dusup sormak istemeniz olasi. Ama alacaginiz yanit, kendisi de bilmedigi icin „hmmm, bilmem ki? Galiba, icinizden hagisi geliyorsa“ olacaktir, buyuk ihtimalle. Bu, kendisinin(ben)zaman icinde gelistirdigi bir yanitlama bicimi. Cunku gercekten kadin ya da erkek nasil hissediyor bedenlerinin icinde onu bilmedigi icin, kesin bir yaniti yok. Hepsi, hicbiri ya da sunulan seneceklerden biri olabilir.
Ama ilk bakista, saniyorum ucune de kadin diyebiliriz. 🙂
Mutlu gunler.
G.