Babam Cihangir’de bakkallık yaptı. Biz de Paşa’da oturuyoruz. Öyle hevesleniyorum ki onun dükkânına gitmeye. Evde de çoluk çocuk var, kardeşlerim var. Onlara bakıyorum, bez yıkıyorum. 12-13 yaşlarındayım, 14 yokum. Sabah 6’da kalkıyorum ki babamla Cihangir’e gideyim. Çünkü ben dergilere, mecmualara, artistlere meraklıyım. Onların resimlerini kesip biriktiriyorum; bir dolu resim. Türkan Şoray’lar, Ayhan Işık’lar… Annem diyordu ki, “Senin çeyizin bunlar mı? Otur, eline bir iş al da onu yap.”
Yok yok. Ben Türkan Şoray’ları kesiyorum, üst üste koyuyorum. Bir küçük çantam var, bavul gibi, her şey onun içinde; Ayhan Işık’lar, Türkan Şoray’lar, Fato’lar… İşte babamla dükkâna gitmeyi en çok bu yüzden istiyorum. Orada Ses dergileri, Hayat, Pazar dergileri, mecmuaları var. Hem de artistlerin olduğu bir bölge, ünlüler var. Necdet Tosun, rahmetli, dükkânın üst katında oturuyordu, filmlerden bilirsiniz.
Abim Pertevniyal Lisesi’nde okuyor. Liseden çıkıyor öğleden sonra, Cihangir’e geliyor, dükkâna. Biz de o gelince babamla çıkıp İstiklal Caddesi’ni turluyoruz, iki taraflı. Sabırla gezerdi benimle, onun da hoşuna giderdi. Erkektir sıkılır diye düşünürsün, ama öyle değildi. Bütün vitrinlere bakardık. Galatasaray’a, Tünel’e kadar inerdik. Ondan sonra Saray Muhallebicisi’ne giderdik, bazen de Fitaş Sineması’na. İşte o günler babamla çok güzel geçerdi.
Dükkânın karşısında oturan bir de senarist vardı, Ahmet Üstel. Ediz Hun ve Filiz Akın da ona çok gelirmiş o zaman. O filmdi, senaryoydu, tiyatroydu yazdığı için babama da bazen bilet verirdi. Annemle sinemalara falan giderlerdi. Babam açık fikirli bir adamdı. Anneme ilk külotlu çorabı o getirdi, Cihangir’deki manken müşterilerinden öğrenmiş, aldırmış. Anneme döpiyes de diktirirdi. Kumaş alınır, Beyoğlu’nda terziye gidilirdi. Annem hem başörtü takardı hem de tayyör giyerdi.
Necdet Tosun bazen babamın dükkânına gelir, “Mehmetciğim, yap bir ekmek arası bana.” derdi. Bir de gazoz açardı, bir dikişte bitirirdi. Ben hayran hayran bakardım. Dergilerde o günlerin oyuncuları Melek Görgün, Seher Şeniz var, bir de o ara Seyyal Taner’in Tamer Yiğit’le bir filmi çıkmış. Filmin meşhur bir sahnesinde, Seyyal Taner at üstünde. O resimler de hep dergilerde. “Mehmetciğim bak,” dedi, ben de onları dikkatle dinliyorum, “bu dergide gördüğün pozlar var ya, bakma buradaki göğüslerin dik durduğuna, böyle değil aslında. Altından şeffaf bant geçirip boynundan bağlıyorlar. O yüzden öyle görünüyor.”
Tabii bu benim için önemli bir bilgi, ilk defa o zaman duydum ben bunu. Necdet Tosun sanki o gün bana büyük bir Yeşilçam sırrı vermişti, pek mutlu olmuştum.
Anlatan: Asu Bostancı
Yaş 67
Ocak 2024, Kocamustafapaşa İstanbul
Görüşmeyi yapan: Senem Esen
Görüşme deşifresi: Tuna Birlik
İstanbul, Fatih’te Kocamustafapaşa mahallesi. Asu Bostancı, Paşa’nın seslerini Benim Mahallem‘de anlatmıştı.
Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.


“Bir Yeşilçam Sahnesi&rdquo için 1 yorum