1990'lar

Ahretlik

İzmir’de, anneannemin eskimiş kumaş kokan evindeyiz. Aynada dudaklarıma ve göz altlarıma bakıyorum. Hastalanınca okula gitmemek güzel, anneannemde kalmak da fena değil ama o kadar yüksek sesle dinliyor ki şu radyoyu. Hele mutfakta işe daldıysa bağıra çağıra türküye eşlik ediyor. O yanık sesi, izlediğim çizgi filmleri bastırıyor, içimi durduk yere bir üzüntü kaplıyor.

Sonra elindeki tepside domatesli şehriye çorbası yanında kızartılmış ekmekle çıkageliyor. Sürekli “Şifa olsun.” diye fısıldayarak çorbayı içmemi izledikten sonra sıra bu hemşireliğin en gösterişli kısmına geliyor: Kayık tabağın içine koyduğu ıslatılmış ve sabunlanmış minicik bir bez! Elimi, ağzımı, yıkamaya kalkıp da yorulmayayım diye getirdiği el yapımı ıslak mendille siliniyorum.

Birkaç gün süren istirahatimde artık ateşli günler atlatılmış ve annem de “Nasılsa haftanın sonu geldi, bugün de gitmeyiversin.” demişse tepsiyi kucağımdan alıp götürürken mutfaktan çalan müziğe eşlik ediyor. Birden ufak tefek ayakları hareketlenip şıpıdık terlikleriyle ‘çiktaka çiktaka’ diye dura dura yürüyerek ritim tutuyor. O an sanki başı bağlı hacı anneannem gidiyor onun yerine eski bir rumbacı geliyor. Etrafı çiçekli nakışlarla çevrelenmiş önlüğü de dans kostümü gibi duruyor üzerinde, hatta fazladan bir neşe katıyor görüntüsüne.

Çevirmeli telefonun ‘çinçin’ diye kapatılma sesini duyuyorum içeriden. Hemen sesleniyor bana:

-Meliiiiike, Türkân Teyzenlere gidelim mi birlikte?”

Nasıl olsa ateşim çıkınca kıpkırmızı olan dudaklarım kendine gelmiş, halsizliğim de kalmamış artık. Ama saçlarım terden kafama yapışmış, gözlerim biraz baygın. Mutfağa yanına gidiyorum,

-Anneanne ben n’apayım orada?

-Kızım ikramlıklar olur, hem onun yeğeni de geliyor bazen, Gülseren Ablan. Beraber oynarsınız.

Gülseren Abla nereden baksan 20 yaşında, oyunu çoktan unutmuş ama ona hâlâ çocuk gibi geliyor belli ki.

-Halin yoksa gitmeyelim ama,  diyor ateşimi kontrol ederken. Alnımda kurumuş dudağını hissediyorum.

-Ateşin yok çok şükür.

-Ee ben böyle pijamalarımla nasıl geleyim oraya? diye soruyorum.

-Tüh tüh tüh… diye mırıldanıp içeri gidiyor.

Bir sokak aşağıdaki evimizden, üstümdeki pijamalarla gelivermişim, kolumu bile kaldıracak halim yokken kimsenin de aklına yedek kıyafet gelmemiş. Yeniden üşütmeyeyim diye de günlerdir yıkanmamışım. Anneannem bir tek atletimi değiştirip arada terimi emsin diye tülbent koyuyor. Onun haricinde pijamayla yatıp pijamayla kalkıyorum. Sonra bir bakıyorum elinde birkaç parça eşyayla geliyor.

-Bak bir bakalım nasıl olacak? diyip sık sık üzerinde gördüğüm bej renkli, yakası işli gömleğini, altına da kahverengi eşofmanını uzatıyor.

Değişiyorum üstümü. Son anda gömlekle üşürüm diye altımdaki gibi boz renkli ve belli ki yakasındaki delik kapansın diye çiçekli bir tığ işiyle işleyip tüm yakayı aynı nakışla süslediği hırkasını da veriyor. Kombinim böylece tamamlanıyor.

Önden çıkan kıvırcıkları kulak ardıma sokarak saçlarımı da düzeltip topluyor. Saçlarıma değdikçe kuruyan ellerinin hışırtısını duyuyorum. Anneannemin odasında kapağı gıcırdayan gardırobun, kenarlarının sırları dökülmüş aynasının önüne geçiyoruz. Anneannem bu sefer kendi saçlarını tarıyor. İkimizi birbirine çok benzer gömleklerimizle ve iyice yapıştırdığımız saçlarımızla aynada görünce anneannemle çok iyi bir gün arkadaşı olduk gibi geliyor bana. Hatta Türkân Teyze ile bu kadar yıllık arkadaş olmasa belki ahretliği bile olabilirim.


Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

 

Ahretlik&rdquo için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

Şenlik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin