1970'ler

Madam’ın Kolyesi

Annemin Ayvalık’a son gelişinde kayda aldığımız anısı bu. Ayvalık’taki taş evimizin kapısını her açtığında, karşısına çıkan merdivenler getirirmiş aklına o günleri, 1974-5 yılları. Bana da ilk defa anlattı. Madam’ın adı yok hafızasında ama yeri var. Şimdilerde kolyeyi arıyor.

“Zebure Halam Balat’ta otururdu. Babamla sık sık İstanbul’a onları ziyarete giderdik. İzmit’ten trenle Haydarpaşa’ya gider, vapurla Eminönü’ne geçerdik. Mutlaka meşhur Milli Piyango bayisi Nimet Abla’ya uğrardık, babam piyango bileti çektirirdi sırayla bize; her gidişimizde birimiz. Oradan Sultanahmet’e yürürdük, sosisli yemeğe. ‘Salamcı’ derdik, durağın orada küçük bir büfe vardı. Camekânın önünde, devamlı kaynayan salçalı soslu, sosis kabı bulunurdu. Uzun sandviç ekmeğinin içine maşayla bir sosis koyulur, bir kepçeyle de kaynayan sos dökülürdü, kâğıda sarılıp uzatılırdı. O kadar tatlı gelirdi ki bana. Ardından otobüse atlar doğru Balat’a, Zebure Hala’nın evine.

Babamın ölümünden sonra Zebure Halam getirip götürdü beni Balat’a. Babamla yolculuklarımız gibi eğlenceli olmuyordu, ne Nimet Abla’ya uğruyor ne de sosisli sandviç yiyebiliyordum. Balat’ta cumbalı evlerin birinde oturan Zebure Halam, Madam ve eşiyle paylaşıyorlardı evi. Uzun, iki kanatlı ahşap kapıyı açar açmaz merdivenler çıkıyordu karşımıza. Zemin kata inen birkaç basamak vardı ama orası kapkaranlıktı. Madam’ın eşi Türk’tü, eskiciydi, zemin katta onun hurdaları dururdu. Üst kat, halamların yaşadığı kattı, sahanlıkta küçük bir tezgâh vardı, mutfak orasıydı; çeşme ve lavabo yoktu sahanlıkta sadece küçücük bir tezgâh. İki odası vardı, bir odasında duvara gömülü yüklük dolabı vardı, o odadaydı televizyon da. Halamın oğlu bu odada uyuyordu. Yatak odasında merdivenlerin altına doğru bir bölme de banyoydu. En üst kat Madam’la eşine aitti.

Sabahları francala kokusuna uyanırdım, Taş Fırın’a gider alırdık halamla, bazen krik krak da alırdı bana, kahvaltıya francala ekmeğin köşesini yiyerek başlardım. Çok güzel yemekler yapardı halam, eli hızlıydı, sinemaya gideceğimiz günlerde daha da hızlı yapardı yemekleri. Kartal Tibetli, Türkan Şoraylı filmlere giderdik. Yemeği hızlıca yerdik, tutardı elimi, sinemaya gittiğimiz yol da yokuş, koştur koştur zor yetişirdik Çiçek Sineması’na. Ahşap iskemleler dizili, açık hava sineması nasıl olursa öyle; komşuları bulur aralarına otururduk. Gazoz alırdı bana, kâh ağlar kâh gülerdi kadınlar. Dönüşte, mahallenin tüm kadınları birbirini çekiştirir, film hakkında konuşur, dönerdik evlere. Bazı günler halamın kızına giderdik Cibali’ye. Balat’tan Cibali’ye yürürdük, Zebure Halam ‘Dolmuşa binmeyelim Cemile, yavaş yavaş çıkarız bak bu yokuşu, dinleniriz yorulursan. Hem dolmuş parası vermezsek yine gideriz sinemaya, gazoz da alırım kız sana…’ derdi.

Bir gün alt katta canımın sıkıldığını fark eden Madam, halama ‘Cemile’yi bana gönder, biraz bana yardım etsin.’ demiş. Sonra bana da sordu:

-Kızım Cemile, ben çok yaşlıyım, yalnızım, evladım yoktur, yanıma gelip biraz yarım edersin?

‘Gelirim Madam.’ dedim.

O önde, ben arkasında ağır ağır çıktık merdivenleri. Beni salona götürdü. ‘Toz alsan yeter.’ dedi.

Odayı görünce çok şaşırdım, ne eşyası varsa toparlamış odanın bir köşesine, sanki bugün git deseler göçü hazır. Sormaya çekindim: ‘Neden eşyaları çıkılardaydı, gidecek miydi yoksa birine mi bırakacaktı?’ Desenli parlak tabakları, su takımları, kadehleri, bibloları yerli yerindeydi. Odanın bir köşesindeki beyaz örtülere çıkınlanmış eşyaları gösterip: ‘Onlara sakın dokunmayasın!’ dedi. Konsolun, aynanın tozunu aldım. Bibloları deterjansız suyla yıkadım, kurutup dizdim yerlerine. Madam mutfaktan çıkageldi elinde çeşit çeşit kurabiye ve kahveyle…”

Not : Madam’ın çantasını ve büyük, siyah beyaz taş kolyesini de hiç unutmam. Nasıl parlak beyaz bir çantaydı, böylesini daha önce hiç görmemiştim. Bavula benziyordu, kulpları küçüktü, el çantası. Dantel işlenmiş gibi görünüyordu uzaktan, aslında kendinden kabartmalıydı, gözümü alamazdım o çantadan. Zebure Halam, Madam’ı ablamın düğününe getirdiğinde elinde çantası, boynunda kolyesi vardı gene. Kolyeyi çıkarıp ablamın boynuna takıverdi. Ondan hatıra kaldı kolye. Sahi ya, ne oldu o kolyeye?


Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Madam’ın Kolyesi&rdquo için 1 yorum

  1. Kaptırmışım kendimi bir solukta okudum. Ayvansaray’da ahşap bir evde teyzem otururdu ve sanki o ev canlandı gözümde. Ama o eşyalar neden sarılmış, dürülmüş o köşede duruyordu. Merak içinde kaldım, yazı bitti… 🙁

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: